Aydınlanma çağında hakikat sözel-olmayan, diyalojik-olmayan, şiirsel-olmayan, bağlamsal-olmayan ve etkisel-olmayan bir hale gelmişti. İdeal olarak dilden bütünüy le bağımsızdı, ne de olsa -hakikatin aracısı olan- dilin kendisi de ona yönelik potansiyel bir engeldi. Sözcüklerin belirsiz liği, anlamların açıklığını engelliyordu. Hakikat ayrıca çok daha uzmanlaşılmış, bölümlere ayrılmış bir hale geliyordu; retorik evrensel bir anlatı olmayı iddia ettiği ölçüde, artan oranda işlevinden oluyordu.
Sözcük oyunları refağın düşmanıydı. Duygular dünyaya erişimin bir biçimi değil, dikkatlerin duygusal veya demagojik biçimde ondan baş ka yere çevrilmesiydi.
Sahip olmadığım duygulara sahip değilimdir.
Sahip olmadığım duygulara sahip olduğumu söylemeyeceğim. Sahip olduğunu söylediğin duygulara sahip değilsin. lkimizin de sahip olmamızı istediğin duygulara ikimiz de sa-
hip değiliz.
lnsanlar sahip olmaları gereken duygulara asla sahip değillerdir.
Eğer insanlar duygulara sahip olduklarını söylüyorlarsa emin olabilirsin ki onlara sahip değildirler.
O zaman eğer ikimizden birinin herhangi bir şey hissetme mizi istiyorsan,
Sen iyisi mi duygu fikrinden bütünüyle vazgeç.
("To Women, As Far As I'm Concerned" [Bildiğim Kadarıyla, Kadınlara] )
Nietzsche'ci Üst İn san, bir e-posta kullanıcısı değildir. Yine de siyaset ve metin sellik arasındaki bu ilişki çok daha gerilere, gerçekte bildiği miz edebiyat eleştirisi formlarının en eskisi olan antik dün yanın retoriğine dek gider.
Geç antik dönem ve Ortaçağlar boyunca bizim bugün eleş tiri olarak bildiğimiz şey, gerçekte retorik olarak biliniyordu; antik dünyada bu sözcüğün hem metinsel hem de siyasal bir anlamı vardı.Hem sözsel mecaz ve ifadelerin araştırılması. hem de ikna edici kamusal konuşma sanatının araştırılması anlamına geliyordu. İkisi birbiriyle yakın biçimde ilişkiliydi: Profesyonel retorikçiler, amaçladığınız siyasal etkileri en iyi şekilde elde edebilmeniz için hangi sözsel aygıtların gerekli olduğu konusunda size yardımcı olmaya hazırdılar. Antik Roma okullarında pratikte bu, bazen eğitimin ta kendisiydi. Antik dönemde yaşayanlar, şiir diye bilinen özel bir söylem türünün varlığını kabul ettiler; ancak bununla dilin öteki türleri arasında kesin bir ayrım yoktu. Retorik hepsinin bilimiydi ve şiir, tıpkı tarih gibi, retoriğin yalnızca bir alt dalıydı. Bir tür üst-söylemdi, dilin her tür biçiminde başarılı bir iletişim için gerekli yöntemleri tanımlıyordu. Üslupla ilgili stratejileri araş tırmanın siyasal bir anlamı vardı, onları kendi retoriksel pra tiğinizde en etkili biçimde nasıl kullanacağınızı bilmek anla mına geliyordu. Zarafetle konuşmak ile bilgece düşünmek arasında yakın bir ilişki olduğu düşünülüyordu. Estetik bir hata,
yasal bir hesap hatasına yol açabilirdi.