İncir Kuşları’nı bitirdiğimde resmen içim sıkıştı, üzerimden kamyon geçmiş gibi hissettim. Kitap, 90'larda Bosna’da yaşanan savaşı Suada adında genç bir kızın gözünden anlatıyor. Ama öyle uzaktan uzağa bir savaş hikayesi değil; bildiğin işkenceyi, acıyı ve çaresizliği dibine kadar hissettiriyor.
Beni kitapta en çok vuran şey şu oldu: Daha dün beraber gülen, kahve içen komşuların, savaş başlayınca bir gecede nasıl canavarlaştığını görüyorsun. İnsanın içindeki o saf kötülük beni gerçekten dehşete düşürdü. Bir de tabii savaşın en büyük faturasını yine kadınların ödemesi, toplama kamplarında yaşananlar... Okurken gerçekten insanlığımdan utandım.
Yazar hiç lafı dolandırmamış, her şeyi olduğu gibi, tokat gibi yüzümüze vurmuş. Suada’nın yaşadığı onca şeye rağmen hayatta kalma mücadelesi ise inanılmazdı. Yani kısacası, öyle keyifle okunacak bir kitap değil ama herkesin "dünyada neler olmuş" diye bilmesi ve kesinlikle okuması gereken bir roman.