Ezidiler mi Yezidiler mi diye sorgulayıp durduğum, inanışlarını yaşam tarzlarını merak ettiğim bu halk hakkında ilk bilgiye Zülfü Livaneli'nin "Huzursuzluk" kitabında Müslüman bir adamla Yezidi diğer deyişle Ezidi kadının aşkın anlatan ve Mardin dolaylarında geçen bir hikayede tanık oluyorum ilk kez orada Ezidilerin mavi renge hayatlarında yer olmadığını ve marul görünce çıldırdıklarını şaşırarak okuyorum. Bu halk bana daha da ilginç gelmeye başlıyor ve araştırmalarımı sürdürerek Ezidiler hakkında detaylı bilgi sahibi olmaya karar veriyorum.Ve yine araştırmalarım sonucunda Diyarbakırlı gazeteci-yazar aktivist Nurcan Baysal'ın bu kitabıyla merakımı bir parça daha gidermeye çalışıyorum. İncelememe Yezidiler hakkında önemli bilgiler vererek başlamak istiyorum. Ezidilik Doğu'da Tanrı'ya verilen Yezd, Yezdan, Azda ve Ezda isimlerinden türemiştir. Tanrı'ya Yezdan Tanrı'ya inananlara da Yezdi denir. Hal böyleyken birçok araştırmacı maalesef ezidileri "şeytana tapanlar" olarak tarif etmiştir. Bu da Ezidilerin yüzyıllarca onların ferman dedikleri katliamlara, yıkımlara, sebebiyet vermiştir. Yani ezidilerin uğradıkları bu katliamlar dünkü bugünkü olaylar değil geçmişi çok çok eskilere dayanmaktadır. Onlar yüzlerce yıl boyunca çeşitli kavimler tarafından dinleri inanışları ve mezhepleri ve mensup oldukları ırk yüzünden ötekileştirilmiş, asimile olmaya zorlanmışlardır. Zira Osmanlı Devleti'nin ünlü şeyhülislâmı Ebussuud Efendi bir fetva ile Ezidilerin katlinin vacip olduğunu söyleyerek herkesi bu "zındıklar"a karşı görev bilincinde olmaya çağırmıştır. Oysa en büyük zındığın kendisi olduğunu unutarak! Ve maalesef ki o zamandan günümüze kadar Ezidi zulmü devam etmiştir. Onlar bilinenin aksine şeytana tapmayan güneşe dönerek ibadetlerini gerçekleştiren, dinlerine bağlı, gerek yaşam