Bir Padişah bir gün Bağdat kentinin dışındaki bahçeleri gezerken, ihtiyar bir adamın Dicle Nehri kıyısında hurma fidanı diktiğini görür, yanına gider ve sorar:
—Ey ihtiyar! Hurma ağacı kırk senede ancak meyve verir. Sen ise yaşlısın. Meyvesini yiyemeyeceğin ağacı dikip de ne yapacaksın? İhtiyar cevap verir:
— Gördüğünüz bu ağaçlar, daha önce başkaları tarafından sırf bizim için dikilmiştir. Biz onlardan yedik ve onlara rahmet eyledik. Ben de bu fidanı kendim için değil, benden sonrakiler için dikiyorum. Onlar da bize rahmet eylesinler. Bu cevap Padişah'ın hoşuna gider ve yaşlı adama içinde para bulunan bir kese vererek ona bir iyilikte bulunur. Adam verilen parayı aldıktan sonra, eliyle sakalını sıvazlar ve Allah’a şükür der. Padişah: “Niçin Allah’a şükrediyorsun” diye sorduğunda adam şu cevabı verir:
— Herkes diktiği ağacın meyvesini kırk sene bekledikten sonra ancak alır, oysa ben bugün diktiğim ağacın yemişini bugün alıyorum, nasıl şükretmem? Verilen cevaplar Padişah'ın hoşuna gidiyor tabi ki. Tekrar adama bir kese vererek ona bir iyilik daha yapar. Bunun üzerine adam bir kere daha şükrettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür:
— Bu defa şükredişimin sebebi de şudur, başkaları ağaçlarının ürününü yılda bir kere alırken ben fidanı ektiğimin ağacın gününde iki kere yemişini alıyorum.
Padişah gülümseyerek vezirine döner;
-Yürü gidelim bu ihtiyar bizde para bırakmayacak.