Tanzimattan bugüne kadar geçen mütefekkirlerimizi Bu noktadan tenkide hakkımız var. Birer makale veya Monografi ile yapılabilecek olan bu tenkitler onların değerini düşürmekten ziyade devrin zaruretleri içinde insanlara nasıl düşünmeye mecbur olduklarını gösterecek kendimizi aynı hatalardan korumaya yarayacak, hatta kendimiz için bir nefis muhasebesi olacaktır. Burhan Belge, makalelerinde birçok nesilleri bu tarzda tenkit süzgecinden geçiriyor. Burada onları tahlil edecek değilim. Açıktan açığa ittihadı anasırdan bahseden millet ve ümmeti bir gören Namık Kemal'i, Vefik Paşa, Ali Suavi gibi gibi Türkçüler karşısında ne dereceye kadar milliyetçi sayabiliriz? Makale sahibinden şu noktada ayrıldığımı zannediyorum: "ona göre Tanzimat Garp kültürünün köklerine inmesini bilmedi bilseydi işler düzelirdi. Tanzimat daha ilk gününden kartlı kültür ve kartlı medeniyete geçme kararını verecekti." Bence Tanzimat gark kültürünün köklerine inemezdi. Bugüne kadar ikilik buhranı tanzimattan sonraki Osmanlı Cemiyeti'nin zaruri neticesiydi. Bununla beraber fikir buhranının muntazam yükselen bir grafikle göstermeye de imkan yoktur. Çünkü mütereddit kararsız kalçalarımızı muhtelif neviden kompromileri yanında (Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Gökalp) günden güne sistemleşen, kendi aleminde çok insicamlı ve kuvvetli reaksiyonerlerimiz görülüyor. Hatta bazıları sahalarında seleflerinden daha ileride: tarih ve hukukta Cevdet Paşa, Kelamda Zihni Efendi, tasavvufta oğlanlar şeyhi İbrahim Efendi, lisanda Muallim Naci. Bu adamlar kültürden mükemmel olmanın yaması bir kemiyet şekli içinde mümkün olduğunu sezmişlerdir. Fakat Garpçılarımızı eski dünyaya karşı neden tam bir hesaplaşma yapmadıkları, Garbın çıraklığına neden razı olmadıkları için imtihan edemeyiz.
Sayfa 45 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip (Yöntem) ve arkadaşlarının Genç Kalemler (1911) dergisinde, Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Şemsettin Sami'lerin çalışmalarını değerlendirerek Türkçenin arapça ve farsça sözcük ve tamlamalardan kurtulması yolundaki savaşımları «Milli Edebiyat akımına yol açmıştı. Bu akımın ilkelerini benimseyen edebiyat adamları, ürünlerinde Türkçe sözcükleri kullanmaya özen gösterdiler. Özellikle Yakup Kadri, Yahya Kemal, Ahmet Haşim gibi eski beğeniye bağlı olduğu bilinen şairler, yazarlarda bile yeni bir dil bilinci doğdu. Halit Ziya gibi kimi Edebiyat-ı Cedide'ciler yapıtlarında sık rastlanan arapça ve farsça tamlamaları türkçeye çevirme gereğini duydular.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tanzimat'tan sonraki devrin en büyük ideologu Namik Kemal'de de aynı kapalı âlem telâkkisi devam ediyordu. Evrak-ı Perişan`da. Celaleddin'de, Cezmi'de bize verdiği numuneler Garp örneğinde İslam kahramanları idi. Bu hayatın kendi nevi içinde bir kemâl olduğu muhakkaktı. Fakat her ne olursa olsun bütün bu teşebbüsler iki büyük buhrana sebep oluyordu: 1- Birbirine asla benzemeyen iki dünya görüşünü boş yere mezcetmeye çalışıyordu. 2- Osmanlı medeniyetinin kemâli medeniyetin umumi cereyanında tam bir şey ifade etmiyordu: bu kendi nevinde kemâl fikri Tanzimatçıları feci bir şekilde yanıltıyordu ve Garp'a hakiki manasıyla nüfuzu imkânsız bırakıyordu. Bu yüzden değil mi ki Ali Süavi'de Garpçılk, Türkcülük ve İslamcılık birbiriyle kaynaşamayan sathî fikirler halinde kald.
Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Karum Asur dilinde Pazaryeri demektir. Kaniş ise Karumun 2 km güney batısında Asurlu tüccarların konakladığı bir yerleşim birimidir. Anadolu’da bu dönemde dokuz adet karum olduğu tahmin edilmektedir. Fakat Kayseri yakınlarındaki karum, Baş karum dur.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Anadolu’da tunç çağın başlangıcına değin bütün yerleşmeler kabaca tuz Gölü’nün güneyinde kalmaktadır özellikle Toroslar’ın kuzeyinde yoğun biçimde yerleştirildiği anlaşılmaktadır ışıklı büyük gibi henüz tarımsal üretime geçmemiş bazı yerleşmelerden sonra Diyarbakır yakınlarındaki çay önünde tarım ve hayvancılık başlamıştır burası aynı zamanda tarımsal üretim yapılan en eski yerleşimdir. Orta Doğu’da tarımsal üretim daha sonra başlamışsa da örneğin Çatalhöyük gibi kent ölçeğinde bir yerleşme bu bölgede ortaya çıkmıştır 1000 kadar evde5-6 bin dolayında nüfusun barındığı hesaplanan Çatalhöyük, dünyanın en geniş ve en kalabalık tarih öncesi dönem yerleşimidir.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Antalya yakınlarındaki Karain mağarası gibi doğal barınaklardan oluşan en eski yerleşmeler dışında yapılaşma yerleşme çekildikleri ilk kez m.ö. 7000 dolaylarında ortaya çıkmıştır. OC diyenin filistin’deki Şeria Vadisi’ne kadar ulaşmış olduğu bilindiğine göre Anadolu’nun yerleşime açılışının daha eski olduğu anlaşılmaktadır.
Sayfa 14·Kitabı okuyor