Atatürk'ün ardından gelen Birgül halktan uzak ve elit tavırlı yönetimin, ülkeyi durağan, kendine dönük ve silik bir konuma getirişini doğrudan yaşadım. Bunun, batıya karşı eksiklik duygusunun artışında payı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla kimliğimizi zedelediğini nokta nitekim bu dönem, tabandan gelerek çoğulcu demokrasiye adım atan hareketin yeterince olgunlaşmadan iktidara gelmesine neden oldu, tepki oylarıyla. Sonrası hepimizin malumu olan trajediler dizisi. Bence bunlar, bastırılmış arketiplerin ilk kıpırdanışları idi, ama yetmedi. Atıl yılların kimliğimizde yarattığı boşluk, 1960'ların sonunda yaşanan politik görünümle kargaşanın önemli nedenlerinden biriydi. Bir başka deyişle, uzun süre kendilerini ifade yolları kapatılmış olan arketiplerin başkaldırası.
Vaktiyle gezegenimizin bu yanında sadece Türk Osmanlı imparatorluğu ve Hristiyan dünyası vardı, sınırları oynak. Doğu ve batı, Avrupa'nın sonradan, kendisini şekillendirdikçe icat ettiği isimler. Kendilerinin doğusundaki dünyaya topluca Doğu dedikleri için doğal olarak kendileri de Batı oldular ve sonradan buna Avrupa adını verdiler. Doğuyu sadece sömürülecek bir bütün olarak algıladıkları için, oradaki çeşniyi ve renkleri göremediler. Üstelik geliştirdikleri kültürü abartılı bir şekilde yücelttiklerinden sonuç kendi kültürüne hayran bir Batı oldu. Onun için sorumuza cevap olarak Türkiye'nin yeri tespit edilemez farklı bakmaya çalışanların ise sadece kafası karışır. Çünkü Türkiye, varoluşun mekan boyutundan çok, zaman boyutu içinde var olmuş bir olgu.
Ortadoğu kolonyal İngilizlerin uydurduğu bir ad, Yakındoğu ve Uzakdoğu da öyle. Arap dilini konuşan tüm uluslara Arap deniliyor, oysa Faslılar ile Suriyeliler ya da diğerleri birbirlerinden farklı uluslar. Ortak bir dil konuştukları için başkaları tarafından aynı potaya konulmalarının, kendilerini bireyleşememiş uluslar konumuna kilitlediğine göremiyorlar. Bize gelince, benzersiz tarihimiz ve devlet yönetimi deneyimimizle bir kategoriye dahil edilerek değerlendirilemeyiz, tabii izin vermediğimiz sürece. AB ile ilgili tartışmalar sırasında zaman zaman kullanılan "Avrupalı olmak" deyimini yadırgıyorum. Bana göre, gün olur da bu birliğe katılırsak Avrupalı değil, AB üyesi olacağız.
Kendimi Batılı hissetmiyorum, ama Asya'daki akrabalarımızla özdeşleştiğimde söylenemez. Bir Asya dili konuşuyoruz, kültürümüzde ve folklorümüzde şamanizmi çağrıştıran arketiplerin varlığını zaman zaman seziyorum, ama farklıyız. Bence Türkiye hiçbir kategoride değerlendirilemeyecek kadar özgün bir ülke ve Türk Ulusu melez oluşumu ile benzersiz bir bütün. Bu, doğal olarak bizleri yalnız bir konuma getirmiş. Türkler vaktiyle yaşadıkları toprakları terk edip batıya gelirken Müslümanlığı seçmişler ve zamanla ürkütücü derecede güçlü bir devlet olarak Hristiyan dünyasını kapısına dayanmışlar. Bu zaten en başından yalnızlığı seçmek demek, avantajları ve dezavantajlarıyla. Avrupa'nın diğer yalnızı da Rusya, çoğunluğu Hristiyan bir ülke olduğu halde, o ülke için de bunun avantajları ve dezavantajları var. Vakti ile tanınmış bir batılı tarihçinin yazdığı cümleyi hiç unutmadım: "Avrupa'nın kaderi Rusya ve Türkiye'den bağımsız düşünülemez." Bu da bence Avrupa'nın açması nokta dünyanın ilginç bir yerindeyiz, zorlu, karmaşık, ama canlı. Takdir ettiğim halde kolonyalist tavırları nedeniyle sevmediğim tarihçi Arnold Tonybee'nin bir sözünü hatırladım şu anda: " sorunlar ülkeleri bileyip güçlendirebilir, ama bu onların karşılaştıkları sorunlarla nasıl baş edeceğine bağlıdır. "