• suçlu arar gibi etrafa bakıyordu
    yoldan geçenleri, alttan yukarı süzüyordu
    sonra birinin yolunu kesti
    --bir dakika hemşerim
    --Psikolog Hanım'ın yeri?
    bu kadar sorabildi
    yabancı, tabelayı işaret etti
    döndü, gösterilen yere baktı
    belli belirsiz başını salladı
    gözlerini yumarak okumaya başladı
    +evet burası
    tabelada ikinci kat yazıyordu
    girdi içeri, ikinci kata çıktı
    kapının sağ üst köşesinde
    Psikolog
    böyle yazıyordu
    üstünü başını düzeltmeye başladı
    girmeye korkar gibi bir hali vardı
    muayenehaneden içeri daldı
    belliydi
    ne yol görmüş ne de yordam bilmişti
    Doktor Hanım'ın kapısına hemen yönelmişti
    aynı anda yardımcısıda, Doktorun kapısına koştu
    --dur kardeşim nereye
    +sen çekil bacım, ben bilirim nereye
    +neremin ağrıdığını, bilirim ben demeye
    --bunların hepside hasta kardeşim
    --dönde bir bak geriye
    --git sıraya gir
    --taaa en beriye
    lafı bitmeden
    kızcağızı kolundan çekti
    +bacım dinle beni
    +sanma beni bir deli
    +en öne al beni
    +sonra döner arkaya dersin
    +bu adam hepinizden deli
    +bizimle kalmasın burada
    +sokalım hemen içeri
    bir kaç çatlak sese kimseler rağbet etmedi
    oyçokluğu ile
    oldum ben öncelikli deli
    sıramı bekliyorum
    kuyruğum sıkışmış, nasılda tekliyorum
    bir hasta çıktı kapıdan, yanında sevgilisiyle
    ardından billur bir ses ile
    --Sıradaki Hasta....
    --Sıradaki hasta...Bir daha...Bir daha
    O bendim ...
    sesliyende Doktor Hanım
    deli değildim sevdalı idim
    ama burada herkes hastaydı
    sıradaki her kimse ..O da hastaydı
    kimseler girmeyince ilk ben sinerlendim
    ben seçilmiş deliydim
    en delileriydim
    +kızdırmayın beni
    +sıradaki kimse, hemen girsin içeri
    sesler geliyor kulağıma sanki çok uzaklardan
    --beyefendi sıra sizde, doktor hanım sizi bekliyor...
    beyefendi kim? kim kimi bekliyor?
    omuzumda, ürkek bakışlarıyla yardımcısının eli,
    --sizi bekliyor Doktor Hanım... lütfen içeri
    zıpkın gibi fırladım kapıya vardım
    açtım kapıyı
    eşikten öteye geçemedim
    ortada kalakaldım
    Doktor Hanım yer gösterdi
    ben eşikte çakılı kaldım.
    bir daha yer gösterdi...
    lütfen dedi... sesi kulağımda yankılandı,
    eridim kayboldum
    o kadar küçüldüm
    sandım kibrit kutusu oldum
    sonra ayaklarımı sürüdüm
    yaklaştım yakınlaştım
    yalanım varsa namerdim
    bir adım daha uzak olsaydı
    koltuğa değil oracıkta yere yığılacaktım
    yıkılmamak için
    hiç bu kadar tutunmamıştım hayata,
    o gün tutunduğum kadar koltuğa.
    ilk...
    halimi hatırımı sordu
    halim harabtı
    hatırı olanın, orada ne işi vardı
    sonra bana hitaben;
    --sizi dinliyorum
    başımı kaldırdım
    başım kalkmadan çivilenmişti havaya
    göz göze geldik
    gözlerimin içine bakan yosun gözleri kocamandı
    bir daha yutkundum
    +madem ki dinleyecekseniz ;
    +kulaktan değil, candan dinleyin
    +ben bitirmedikçe de lafımı bölmeyin
    bu kadarını dedim de
    ben bilirim ne kadarını diyemediğimi
    sonra bir nefes aldım
    yetmedi,
    bir nefes daha aldım
    rahat olun, dedi
    elimi,
    havada çivilenmiş başıma koydum
    işaret parmağımla bir kaç kez kafama vurdum.
    +burda yatar bir deli
    elim yumruk oldu
    başımdan aşağı, sol göğsüme çekiç gibi kondu
    +burasıdır, kafadan yaptırır beni deli
    durdu yüzüme baktı
    O sıra anladım
    benden de deli
    O en deli
    en'den de deli,
    kapıyı gösterdi
    --yoktur dedi bende merhemi
    önce ben eğdim sonra Doktor Hanım başını eğdi
    dermanım olsa fişek gibi
    atacaktım dışarı
    koltuğa yığılmış elli tonluk bedeni
    ben boncuk boncuk terliyordum
    O hiç bir şey olmamış gibi, müzik dinliyordu
    +Doktooorr
    +Benim de içim yanıyor..
    o kadar hisli bağırmışım
    salondakilerin yüreğini yakmışım
    iki gözü iki çeşme, yardımcısı kapıdan baktı
    doktor hanım, yok bir şey dedi
    kapı tekrar kapandı.
    anlat dedi, madem ortak oldum
    bilmeliyim herşeyi, bir bir
    O' nun için yaptıklarını şimdi bana da bildir.
    +yazdım ,
    +yüreğine, yüreğimi yazdım
    +yetmedi ...
    +çizdim,
    +ismini yüreğime çizdim
    +sevdamı yüreğime,
    +ismini sevdama çizdim
    duygulandı tabi
    doktor ama neticede insan
    zor duyulur titrek bir ses ile ancak sorabilmişti;
    --yazdıkların, çizdiklerin yet.. me.. di.. mi?
    derdime deva olacaktıysa da
    bundan sonra tek bir kelimeye dahi nefesi yetmeyecekti,
    +evet, yetmedi doktor hanım
    +nefesinizin size yetmediği gibi
    +ne yazdıklarım ne çizdiklerim,
    +yetmedi Doktor Hanım
    yetmedi ki;
    kafayı çizdim...
    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Zerrece suçum olmadığı halde, birtakım düşler kurarak, kendi kendimi suçlu bulduğum olmuştur..

    Dostoyevski
  • Salgın hastalık söz konusu olduğunda suçlu yoktur, herkes kurbandır,
    José Saramago
    Sayfa 52 - Can Yayınları
  • Savaş bazılarını fail ,bazılarını suçlu kılar ama sonuç olarak herkesi madur eder.
  • İyi iyi derler aklı, başında
    Tövbe etmemiş altmış yaşında
    Elli sene gezmiş nefsin peşinde
    Uymak lazım derdi asra;zamana

    Nefis ve şeytanın olmuş esiri
    Suçlu tutardı gün ve asrı
    Düşünmedin bir kez kendi aslini
    Şahlanip sığmazdin fani cihana..

    Cahillikte olmuş sanki bir dehri
    Bilemedin lakin bal ile zehri
    Mücahid şedittir Allah in kahrı
    İhsanı boldur ehli imana
  • Cengiz Aytmatov;bambaşka bir dünyadır o benim için.Onu okurken zaman,mekan kaybolur bende.Bu kitabında da öyle oldu ama bu sanki daha çok dokundu içimde bir yerlere.Bir suç var bu kitapta hepimizin hayatında olduğu gibi.Bir yaşarken ruhunun ölmesinin suçu bir de gerçek ölümün suçu...Böyle kitaplarda genelde şüpheliler vardır ve yazar birinin katil,suçlu olduğunu gizliden size belli eder.Ama ben bu kitapta hiç hissetmedim bunu.Sanki kimse suçlu değil ama aslında hepsi suçlu!

    İlk kitap incelemem inşallah olmuştur :)
  • Büyük şehirlerdeki sokak çocuklarının sayısı hiç bugün olduğu kadar çok olmamıştı. Ama artık onlar şehrin tehlikelerine tek başına göğüs geren talihsiz çocuklar olarak değil, şehri tehdit eden tehlikeli bir kitlenin uzantısı olarak görülüyorlar. Artık karşımızda Tuğcu'nun fakir ama haysiyetli çocukları değil, Orhan Kemal'in elli yıl öncesinden haber verdiği gibi, hikayeleri sübyan koğuşlarında sonlanan suçlu çocuklar var. Son yıllarda "merhamet" sözcüğünü daha çok duyduğumuzda bakmayın. Sınırlarını korumaya eskisinden çok daha düşkün olan orta sınıf için "korku ve acıma"daki korku bileşeni çok daha şiddetli artık. Zenginlerle yoksullar uzun zamandır aynı mahallede birbirini görerek yaşamıyor. şehirdeki dönüşüm vicdan yükünü azalttı. Metropol korkunun yeri, merhametin değil.