Puan vermedi·1025 syf.··
2026 91. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 11:36
#kübranınkitabı 🩷 Merhaba kitap dostlarım, size bugün okurken beni hem düşündüren hem de etkileyen bir kitapla geldim. Daha önce Suç ve Ceza’yı okumuş ve çok sevmiştim. Ardından Karamazov Kardeşler’e başladım ve itiraf etmeliyim ki bu kitabı Suç ve Ceza’dan daha çok sevdim. Bir baba ve üç kardeşin hikâyesi gibi görünse de aslında insanın vicdanına, inancına, adalet duygusuna ve iç dünyasına dokunan çok derin bir eser. En çok Alyoşa ve Zosima’nın bölümlerini sevdim. Dimitri’nin yaşadığı haksızlık ise beni gerçekten üzdü. Bir insanın geçmişine bakılarak suçlu ilan edilmesi ve kimsenin ona gerçekten kulak vermemesi kitabın en etkileyici yanlarından biriydi benim için. Dostoyevski’nin kalemini gerçekten çok seviyorum. Karakterleri öyle gerçekçi yazıyor ki hepsine ayrı ayrı kızıyor, üzülüyor ve onları anlamaya çalışıyorsunuz. Ancak yazarın olayların ve karakterlerin en derin noktalarına kadar inmesi, uzun uzun detaylandırması bazı yerlerde beni biraz yordu. Yine de bitirdiğimde iyi ki okumuşum dediğim, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir kitap oldu. Şimdi sırada Budala var ve Dostoyevski’nin dünyasında yolculuğuma devam etmek için sabırsızlanıyorum.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma
7/10
·248 syf.··
2026 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 09:31
Nikos Kazancakis’in İspanya, Yaşasın Ölüm adlı eseri, yazarın İspanya seyahatlerinden ve özellikle İspanya İç Savaşı öncesi ile savaş sürecindeki gözlemlerinden oluşan; gezi yazısı, anı ve politik-felsefi düşünceyi bir araya getiren etkileyici bir yapıttır. Klasik anlamda bir olay örgüsüne sahip romandan ziyade, gözlemler, tarihsel arka plan, kültürel çözümlemeler ve insan ruhuna dair derin sorgulamalar üzerine kuruludur. Kazancakis, 1920’lerin sonlarında gazeteci kimliğiyle İspanya’ya gider ve toplumdaki değişimleri yakından gözlemleme fırsatı bulur. Bu nedenle eser, yalnızca bir ülkenin tasviri değil; savaşın eşiğinde duran bir toplumun ruh hâlinin edebi bir yansımasıdır. Yazar, İspanya’yı sadece bir coğrafya olarak değil, farklı medeniyetlerin, inançların ve ideolojik çatışmaların kesiştiği canlı bir alan olarak ele alır. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, olaylara tek taraflı yaklaşmamasıdır. Kazancakis, hiçbir kesimi tamamen haklı ya da bütünüyle suçlu göstermez; aksine insanların yaşadıkları tarihsel koşullar içinde nasıl dönüştüğünü anlamaya çalışır. Bu yönüyle eser, politik bir anlatının ötesine geçerek insan doğasının karmaşıklığına ve kırılganlığına odaklanır. Özellikle savaşın bireyler üzerindeki psikolojik etkisini hissettirmesi kitabı güçlü kılan unsurlarındandır. Bir diğer etkileyen nokta ise İspanya’nın adeta yaşayan bir karakter gibi anlatılmasıdır. Şehirler, meydanlar, kiliseler ve insanlar yalnızca fiziksel unsurlar olarak verilmez; her birinin kendine ait bir ruhu ve atmosferi vardır. Okur, kimi zaman savaş öncesindeki sessizliği ve huzursuz bekleyişi hissederken kimi zaman yaklaşan yıkımın yarattığı gerginliği derinden hisseder. Genel olarak bakarsak İspanya, Yaşasın Ölüm; tarih, savaş psikolojisi, felsefi metinler, gezi anlatıları ve
Edebiyat
İspanya, Yaşasın ÖlümNikos Kazancakis · Can Yayınları · 2019208 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlık?
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:03
Engereğin Gözü'nü okurken dikkatimi çeken şey, saraydaki siyasi mücadelelerden çok, bu olayların merkezinde bulunan köle karakterin yaşadıkları oldu. Daha çocuk yaşta kölelikle tanışmış, insanlığının ve bedeninin bir parçasını iradesi dışında kaybetmiş, buna rağmen hayatta kalmayı başarmış ve sarayın üst kademelerinde görev almış bir insanın gözünden olayları izlemek oldukça etkileyici. Romanı okurken saraydaki güç dengelerinin sürekli değiştiğini görüyoruz. Ancak bu değişimleri yalnızca siyasi bir mücadele olarak değil, köle karakterin ruh halindeki dönüşümler üzerinden anlamaya çalışıyorum. Bu bakış açısı, karakterleri basit bir şekilde suçlu ya da masum olarak değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Çünkü saraydaki hemen herkes kendi korkuları, çıkarları, hırsları veya çaresizlikleri doğrultusunda hareket ediyor. Bu nedenle romanın dünyasında kesin çizgilerle ayrılmış iyiler ve kötüler görmek kolay değil. Benim için romanın en çarpıcı yönlerinden biri kölelik kurumunun ele alınış biçimi oldu. Köleliğin bu kadar sistemli ve profesyonel bir şekilde uygulanabilmesi, insan hayatının ne kadar kolay değersizleştirilebildiğini gösteriyor. Özellikle çocuk yaşta insanların bedenleri ve gelecekleri üzerinde böylesine mutlak bir hakimiyet kurulabilmesi, insanlık tarihinin en büyük ayıplarından biri olarak görünüyor. Bu durum beni daha geniş bir soruya götürdü: Bugün sahip olduğumuz insan hakları anlayışı hangi bedeller ödenerek ortaya çıktı? İnsanlığın adalet, erdem ve onur gibi kavramları çok eski dönemlerden beri bildiği söylenir. Ancak bu kavramların her insan için geçerli olması gerektiğinin kabul edilmesi çok daha uzun zaman almıştır. Kölelik gibi uygulamalar, insanlığın ahlaki gelişiminin ne kadar sancılı ve çelişkilerle dolu olduğunu gösteriyor. Bu nedenle romanı yalnızca
Alıntı
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202124,8bin okunma
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
Merhaba kitap kurdu dostlarım! Bugün sizlere intikam duygusunu her satırında, her kelimesinde iliklerinize kadar hissedeceğiniz, adeta bir film şeridi gibi akıp giden muhteşem bir psikolojik gerilimle geldim! Yazarımızın daha önce okuduğum kitabı beni çok etkilemişti ama bu kurgu, bu olay örgüsü çıtayı bambaşka bir yere taşımış. Her şey, genç bir gazetecinin bir hapishaneye röportaj yapmak için adım atmasıyla başlıyor. Ve biz orada, hapishanenin karanlık dehlizlerinde "Yanık Göz" ya da "Genç Nolan" olarak tanınan Jason ile tanışıyoruz. Aslında Jason bir psikolog... Çocukken anne ve babasını trajik bir şekilde kaybettikten sonra, yetimhanenin teknisyeni Martin ve eşi Gina onu yanlarına alıyor. Evlat edindikleri Olivia ile birlikte Jason’a öz çocukları gibi bakıyorlar. Jason büyüyor, okuyor, psikolog oluyor, hayatının aşkı Emma ile evleniyor ve dört dünya tatlısı çocukları oluyor. Tam "her şey yolunda, hayat düzene girdi" derken... Önce trajik bir kazayla en küçük çocuğunu, ardından çıkan korkunç bir yangında karısını ve diğer üç evladını kaybediyor Jason. Bir insanın kaldırabileceği en ağır acı... Bu büyük kayıplar ve peşinden gelen adaletsizlikler, Jason’ın içindeki o uykuda olan intikam duygusunu ve saf karanlığı tetikliyor. O artık sadece bir psikolog değil; çocuklarının intikamı için yaşayan, gözü dönmüş bir baba! Yaşadığı olaylar ve aldığı o acımasız intikamlar zinciri onu hapishaneye, Morgan ve Nolan gibi karakterlerle güç savaşlarının tam ortasına sürüklüyor. Ama içindeki iyiliği de hiçbir zaman kaybetmiyor Jason. Kitabın sonunda ise 1983 yılında dört itfaiye eri birdenbire ortadan kayboluyor. Yıllar sonra, 1989'da bir hastanenin acil kapısında akli melekelerini yitirmiş halde bulunuyorlar. İddiaları kan dondurucu: Üçünün çocukları, birinin ise babası
Süper Çocuk Yanık Göz ve Genç NolanMurat İsfan Korkmaz · Bengisu Yayınları · 2024160 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2024 6. kitabı
Kırmızı Pazartesi Gabriel Garcia Marquez Gabriel García Márquez’in Büyülü Gerçekçilik akımının dışına taşan, gazetecilik geçmişinden beslenen ve adeta bir adli tıp raporu titizliğiyle kaleme aldığı Kırmızı Pazartesi , edebiyat tarihinin en sıra dışı kurgularından birine sahiptir. Kitap, geleneksel polisiye romanların aksine, daha ilk cümlesinde bize maktulü, katilleri ve cinayetin işleneceğini söyleyerek tüm gizemi ortadan kaldırır. "Santiago Nasar, öldürüleceği gün, piskoposun geleceği gemiyi beklemek için sabah saat 05.30'da kalkmıştı" ifadesiyle başlayan roman, okuyucuya "Katil kim?" sorusunu değil, "Herkesin bildiği bu cinayet neden engellenmedi?" sorusunu sordurur. Tarafsız bir gözle incelendiğinde bu eser, bir cinayetin anatomisinden ziyade, kolektif suçluluk psikolojisinin, toplumsal ahlak ikilemlerinin ve kader algısının derin bir analizidir. Romanın merkezindeki olay örgüsü oldukça trajik ve absürttür. Zengin ve gizemli bir yabancı olan Bayardo San Román, kasabaya gelir ve güzelliğiyle bilinen Angela Vicario ile görkemli bir düğünle evlenir. Ancak düğün gecesi, Angela’nın bakire olmadığı ortaya çıkar. Toplumsal namus baskısını üzerinde hisseden Bayardo, kadını aynı gece ailesinin evine geri bırakır. Angela’nın ikiz kardeşleri Pedro ve Pablo Vicario, kız kardeşlerine bu "lekeyi" süren kişinin kim olduğunu sorduklarında, Angela neredeyse rastgele bir şekilde kasabanın varlıklı, genç ve çekici sakini Santiago Nasar’ın adını verir. Bu noktadan itibaren ikizler için namusu temizlemek kaçınılmaz bir görev haline gelir. Ancak kardeşler bu cinayeti işlemek konusunda aslında isteksizdir. Cinayet planlarını kasabadaki hemen hemen herkese kasaplara, polise, rahibe ve sıradan insanlaraaçıkça ilan ederler. Buradaki amaçları, birilerinin kendilerini durdurması ve bu sayede hem namus görevlerini
Edebiyat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 36. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 07:58
Jack London Kızıl Veba Hikaye, 2073 yılında, 87 yaşındaki eski bir edebiyat profesörü olan James Howard Smith'in (torunlarının hitap şekliyle Granser'in) cahil, vahşi, avcı-toplayıcı olan ve keçi postları ile gezen torunlarına, 60 yıl önceki salgını yaşayıp, hayatta kalan biri olarak, bulaştığı kişiyi saatler içinde öldüren, yüzü ve vücudu kıpkırmızı yapan bir mikrop olan, Kızıl Veba hastalığını ve eski dünyayı anlatmasını kapsıyor . Ölümcül bir salgının, modern dünyamızı birkaç hafta içinde yok edebileceğini, insanın doğa karşısındaki acizliğini, doğanın, yani bir mikrobun, insana karşı, ahlaklı, suçlu, fakir, genç, zengin ve güzel ayrımı yapmadığını, evcil hayvanların, tekrar vahşi hallerine dönmesini, insanın doğayı kontrol edemeyeceğini, geçmişten bugüne gelen toplumsal kuralların, sanatın, teknolojinin yani medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu, insanların, medeniyete, teknolojiye ve bilime güvenerek kibirlenmemesi gerektiğini, toplumsal kurallar ortadan kalktığında, hayatta kalmak için vahşileşip, birbirini öldüren modern İnsanın, gerçek yüzünü, en zengin adamın şoförü olan kaba bir adamın, kas gücü sayesinde, hayatta kalıp, eski dünyanın en zengin ve fakir kadınını, zorla kendine eş yapmasını, sosyal sınıfların yıkılarak güç dengelerinin tamamen değişmesini, insanlığın, kabile hayatına tekrar dönmesini anlatıyor. Torunları, okuma, yazma ve sayma işlemini bilmeyen, dilleri gerilemiş kişilerdir. Anlatıcı, tarihin bir döngüden ibaret olduğunu, insanlığın ilkel hayattan modern hayata tekrar ulaşacağını, kibirden gene kendi sonunu getireceğini öngörür. Kıyamet sonrasını anlatan post apokaliptik bir kitaptır. Distopik bir anlatısı da vardır. Kitabın sonunda çevirmene ait 20 maddelik bir not vardır. Kitap bana şu an mevcut olan şeylerin (su, gıda
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,8bin okunma