Sude Açıkel

Sude Açıkel
@sudeacikel
212”
Photographer
MEZUN
İzmir
12 Temmuz
158 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
84 Charing Cross Road
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
Bu kitabı okurken kendimi bir roman okuyormuş gibi hissetmedim. Daha çok birilerinin gerçek hayatına yanlışlıkla tanık olmuşum gibi geldi. Çünkü bunlar kurmaca değil; gerçek mektuplar, gerçek anlar. İkinci Dünya Savaşı sonrası Londra’dan başlayan bir mektuplaşma ve tam otuz yıl sürüyor. Kitapların değerini bilen, istediği baskılara ulaşmak için sabırsızlanan bir kadının (Helene Hanff) Londra’daki bir kitapçıya mektup yazmasıyla başlıyor her şey. Sonra bu basit sipariş yazışmaları, yıllarca süren bir mektup arkadaşlığına dönüşüyor. Beni en çok etkileyen şey ise Helena’nın Londra’ya gitme hayalini sürekli ertelemesi oldu. “Bir gün gideceğim” demesi ama o günün hiç gelmemesi… Hayatta bazı şeyleri hep sonraya bırakıyoruz. Ve bazen işler bizim planladığımız gibi gitmiyor… Bu kitap içimde bir şeyleri ateşledi. Bir gün o sokağa gitme isteğini. Kitabı bitirince o adresi arattım: 84, Charing Cross Road. Artık o kitapçı yokmuş. Buna biraz üzüldüm. Ama garip bir şekilde ruhu hâlâ oradaymış gibi hissettim. Sanki o bir gün o sokaktan geçsem içeride eski kitap kokusu duruyor olacak. Frank belki yok ama düzenlediği rafların zemindeki izi duruyor olacak. Kitap kısa. Abartılı dramatik anlar yok. Ama okuyunca anlayacağınız sıcak, samimi, içten bir şey var. Not: kitabın, başrollerinde Anne Bancroft ile Anthony Hopkins’in oynadığı 1987 yapımı 84 Charing Cross Road adlı bir film uyarlaması da var.
84, Charing Cross RoadHelene Hanff · Everest Yayınları · 2025219 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
— Annemin bu hikâyelerden hiçbirini bana herhangi bir şekilde anlatmadığına dair her mahkemede yeminli ifade verebilirim. Sebebi gayet basit. Annemin bana hikâye anlattığı yıllarda bu hikâyelerin hiçbiri yazılmamıştı. — Öte yandan, bence annem burada derlediğim hikâyelerden herhangi birini bilse bile bana anlatmazdı. İlaveten, sizlerin de bunları çocuklarınıza iyice düşünmeden anlatmanızı tavsiye etmem. Bunlar; gelişmiş, ince zevklere hitap eden, kafalara indirilen sert cisimlerin, gece yarısı çığlıklarının, şarap sürahilerine atılmış zehirlerin ötesine uzanan hikâyeler. Kitaptaki en sevdiğim öyküler; Kuşlar – Daphne du Maurier Sredni Vaştar – Saki Owl Creek Köprüsü’nde Bir Olay – Ambrose Bierce Balıkkafa – Irvin S. Cobb Nokta Nokta Claveringi’nin Peşinde – Patricia Highsmith Saygılarımla, Karındeşen Jack – Robert Bloch Seçilen öykülerin yazarlarını zaten birçoğumuz biliyoruz ama Hitchcock’un sinemasının bu eserlerden beslendiğini bilmiyordum. Zihninin kıvrımlarında dolaşmak onun gibi düşünmek farklı bir his uyandırdı içimde. Zekice seçilmiş öyküler olduğu gibi, içimi sıkan öyküler de vardı genel olarak okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum sinema ile ilgiliyseniz sizi çekecek ve keyiflendirecek bir okuma deneyimi sunacaktır. Psycho’yu tekrar izleyeceğim.
Duygu ve Düşünce
Alfred Hitchcock Sunar: Annemin Bana Asla Anlatmadığı HikâyelerAlfred Hitchcock · Domingo Yayınevi · 202559 okunma
Kalp Gidince
7/10
·400 syf.··
2025 2. kitabı
Kalp Gidince Kalp Gidince Damızlık Kızın Öyküsü (Not: Yazı spoiler içerir.) - Kalp Gidince, güçlü bir fikirle başlayan ama ilerledikçe kendi merkezinden uzaklaşan bir roman. Başlangıçta sunulan Pozitron Projesi, Stan ve Charmaine’in ekonomik çöküş sonrası kaliteli yaşam vaadiyle aslında insanların özgürlükten nasıl vazgeçebileceğini sorgulayan sağlam bir distopik anlatıyla başlıyor. Bu evren, okuru hem ahlaki hem toplumsal bir tartışmanın içine çekiyor. Romanın ilk bölümleri, bu anlamda, vaat ettiği şeyin arkasında duruyor. Atwood, kendisi de romanın sonuna eklediği gibi, başta bir öykü olarak yayınlanan bu kitabı sonrasında eklemeler yaparak uzatmış; gerekli miydi kısmına gelecek olursam, bence gereksizdi. Anlatı ilerledikçe romanın odak noktası belirgin biçimde kayıyor. Sistemin birey üzerindeki baskısını derinleştirmek yerine, metin giderek absürt ve tekrar eden yan kollara ayrılıyor. Robotlar, “Elvis” figürasyonu ve karikatürize edilmiş sahneler, başlangıçta kurulan distopik gerilimi beslemekten çok, onu dağıtan, savuran bir yapıya dönüşüyor. Buradaki temel problem, absürtlüğün kendisi değil; absürtlüğün olay içindeki konumu. Ana fikri derinleştiren bir alegori gibi çalışmıyor. Aksine, romanın kendi ciddiyetini zayıflatıyor. Fikir olarak Orwell’ın 1984’te kurduğu evreni hatırlatan bir yapı taşırken; denetim, gözetim, kimliğin parçalanması ve bireyin sistem içinde yeniden tanımlanması gibi temalar, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bu geleneğe selam veriyor. Burada önemli bir fark var: Orwell’da anlatı giderek yoğunlaşırken, Kalp Gidince’de bu potansiyel derinlik sürdürülebilir bir yapı kazanamıyor. Okur, sistem eleştirisinin nereye varacağını takip etmeye çalışırken, anlatı sürekli olarak dikkat dağıtıcı ve işlevsiz sahnelere sapıyor. Romanın finaline gelindiğinde ise çözülme
1000Kitap
Kalp GidinceMargaret Atwood · Doğan Kitap · 2018163 okunma
Dinle Küçük Adam
9/10
·128 syf.··
2024 15. kitabı
Kitapçıda rastgele raf aralarında dolaşırken, kitabevinin sahibinin “Bu kitabı mutlaka oku.” diye elime tutuşturmasıyla tanıştım. Herkesin çevresinde mutlaka olan küçük adamlara yazılmış büyük bir eleştiri… Bir sistem eleştirisi değil yalnızca; insanlığın eleştirisi. “Büyümek” uğruna verilen savaşlarda oburlaşıp kalınlaşan insan derisini, kendine gittikçe körleşen insanları, kabuk bağlamış benliklerinin karanlığında boğulanları, zehirlenmiş tüm ruhları… Küçülmüş insanlığa yazılmış bir taşlamadır bu. Ve okurlarına; evde, işte, hayatın her yerinde kendi haklarını durmaksızın savunmaya, kendi doğrularını kirletmeden yaşamaya çalışan, şişirilmiş “büyük adam” propagandasına göz yummayanlara iletilen sarsıcı bir çağrıdır. Şimdi bu kitabı neden okumam gerektiğini anladım. Dilerim sizler de hayatınızın bir bölümünde bu kitaba yer verirsiniz.
Duygu ve Düşünce
Dinle, Küçük AdamWilhelm Reich · Cem Yayınevi · 202115,4bin okunma