Tatile gittiğim zaman almıştım. Kaldığımız otelin terasında okumaya başladım. Ön yargım vardı. "Kalın, ya okumaktan sıkılırsam.", "Çok ağır gibi, okuduğum anlamamaktan korkuyorum.", "Biraz bekletsem mi?" diye hem kendimi hemde ailemin başını yedim. Sonra dedim ki alt tarafı bir kitap neden bu kadar üstüne düşüyorum. Ne olabilir zaten içinde, sıkılırsam bırakırım. Öyle değilmiş. yani alt tarafı bir kitap değilmiş ve sıkılınca bırakamıyormuşsunuz. Çünkü sıkılmıyormuşsunuz.
Güzel deneyimledim bunu. Terasta okumaya başladığım kitabı okumak için terasa çıkmaz oldum. Okudukça ağladım, ağladıkça son sayfa dedim. Yine de bırakmadım. Ağır geldi. hayal gücüme kan ağlattı. Yine devam ettim. En sonunda dayanamadım. Bir gece kapattım kitabı girdim yatağın içine ağladım. Belki sadece beni bu kadar etkiledi bilmiyorum ama çok canım acıdı. Sanki bir kitabı okumuyordum da bir arkadaşım bana yaşadıklarını anlatıyor gibiydi. Herkese ağladım en başından her karaktere. O geceden sonra bir daha okumadım ama son kaldığım sayfada ne yaşandı unutmadım. Şimdi açsam dün okumuş gibi devam ederim.
arkadaşlıklarım benim için her zaman önemliydi ama bende hiçbir zaman en cesur olamadım. Kendimi gördüm belkide. Ben izin vermezdim, kıskançlığın bu kadar beni esir almasına ya da kardeşim dediğim kişinin bunları yaşamasına. Ama her şeye rağmen bu kadar yükselmeye başlasam vicdanımı susturamazdım bende.
Sonunu bilmiyorum. Ne oldu, neler yaşadılar. Galiba tek merak ettiğim şey vicdanını nasıl susturacağı. İçindeki yükün ağırlığından nasıl kurtulacağı.
En kısa zamanda kaldığım yerden devam edeceğim. Yarım kalmayı hak etmeyen bir kitaptı.