Üniversiteyi daha kendim olarak okumak isterdim. O sıralar bir eziklik duygusu içerisindeydim ama bu duygunun anlamını pek bilmiyordum. Nereden geldiğini de. Bu halimden sıyrılarak yaşamak isterdim ki, orada bir "düşünür Doğan" olduğunu daha erken anlayabileyim. Aslında pırıl pırıl bir özüm olduğunu, içimde pırıl pırıl bir Doğan olduğunu ve onun sesinin duyulması gerektiğini erkenden fark etmek isterdim.
Ben kendi adıma, "gözlemleyen bilincime" daha erken ulaşmak isterdim. Her insanı zorlayan o kaybolmuşluk hissinden bir an önce kurtulmak isterdim. Rüzgara kapılmış bir yaprak parçası olmaktansa, yönünü belirleyebilen, rotasını ve etki alanını keşfetmiş bir insan olma haline daha önce ulaşmak isterdiim. Ne kadar önemli olduğumu, esas meselenin benim özümle kendim arasında kurduğum ilişkide yattığını keşfetmek isterdim.
İnsan mutlaka hayata, yaşadıklarına bir anlam yüklemek zorunda; yani insanın bir anlam arayışı var. Dahası şu veya bu şekilde kendisi için, kendisiyle tutarlı, onun gözünden/onun dinamikleri içerisinden baktığında otantik bir anlam bu.