Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mevlânâ; ne barış, ne mücadele, ne padişah, ne dilenci, ne hizmetçi, ne efendi; bu varlık düzeylerinin hiçbirinde bulunmadığından, o sadece kendisini bulmak istiyordu. Onun huzursuzluğu sadece huzur arayışından kaynaklanıyordu. Efendisi olmadan gerçek efendiyi arıyordu.
Başka şiirlerde şaşkınlığını şöyle ifade etmeye çalışıyordu:
Ne söylediğimi nasıl bilebilirim ki
Nasıl bilebilirim! Ben değilim, sonra benim
Söylediklerimden dolayı beni yargılama
Çünkü hem şaşırmış durumdayım, ne düşündüğümü
Nasıl söyleyebilirim ki, çünkü hem kendimin farkında değilim
Bazen ben dalgadan daha yüksekteyim
Bazen de dalgaların altındayım, düşünce gibi karışık hâldeyim
Kafam karma karışık uyanıyorum
Varlık düzeyim ne olursa olsun
Şunu söyleyebilirim ki, ben yaşlandım
Ve ben hâlâ bir çocuğum
Farkına varmış bulunuyorum fakat
Aynı zamanda sarhoşum.
Mevlâna, babasının ve çevresinin etkisiyle kendisinde gelişen benliğin, gerçek benliği olmadığına, fakat gerçek benliğinin evrenin onda yarattığı şey olduğuna inanmaya başladı.
"İnsan acı çeker, ısrar eder ve talep eder. Yüz binlerce dünyaya sahip olsa da huzur bulamaz. İnsan kılı kırk yarar bir biçimde her türlü işle ve zanaatla uğraşır, çok çeşitli görevlerle kendisini meşgul eder. Arzu ettiği arzu nesnelerine ulaşamadığı için astronomi ve tıp alanlarını öğrenir. Normalde insan sevdiğine "kalbimin huzuru" der. Hâl bu olunca insan, başka bir şeyde nasıl rahat ve huzur bulur?
Bütün bu zevkler ve meşguliyetlerin hepsi merdiven gibidir, çünkü insan merdivenin basamaklarına yerleşip yaşamaya kalkışmaz."
Fîhi Mâ Fîh