“ Annemle babamın yaşamına yeni bir suskunluk çökmüştü. Birbirleriyle konuşmuyor değildiler, ama sevgi dolu yakınlıkları, yerini alışılmış kibarlıklara ve giderek artan bir öfkeye bırakmıştı. “
Yazıyorum: Bir sayfanın üzerinde sözcüklerin izini sürüyorum. Her harf bir metin oluşturuyor, meydana geliyor, katılaşıyor, sabitleniyor, mıhlanıyor:
son derece düzgün şekilde yataylamasına uzanan bir çizgi boş sayfanın üzerine konuyor, bakir mekânı karartıyor, ona bir istikamet veriyor, onu vektörleştiriyor.
“ Hiç kimsenin hiç bir zaman isteyerek haksızlık yapmaması gerektiğine mi inanıyoruz, yoksa bu şartlara göre değişir mi? Genelde kabul ettiğimiz şekilde, haksızlık yapmak her zaman kötü ve onur kırıcı mıdır? Yoksa önceden kabul ettiğimiz bütün fikirleri, şu bir kaç gün içinde fırlatıp attık mı? Yoksa çoğunluğun görüşüne aykırı da olsa, daha iyi veya kötü sonuçlar doğursa da, söylediğimizin doğruluğunda ısrar mı edececeğiz? “
Shakespeare, hayalgücü yüksek hayatın bir metaforu olarak ele alır krallığı. Kış masalı’nda Leontes’in kurtuluşu, içinde yeni bir yeti keşfetmesi sayesinde mümkün olmuştur; kendi ölü hayalgücünün dışına çıkarak canlı olduğu kadar olasılık dışı bir fırsatı fark etme yetisidir bu.