“Gençliğimde, saray cerrahımızın bir konuşmasını duymuştum. İlaçları laf olsun diye sattığını söylemişti. Yeterince zaman verirseniz yaraların çoğu kendiliğinden iyileşir diyordu…”
Kadınların narin yaratıklar olduğu, çiçek, yumurta, bir anlık dikkatsizlikle ezilebilecek şeyler olduğu söylenir hep. Buna eskiden inanmış olsam bile artık inanmıyordum..
Bazı huzurlu anlarımız oluyordu. Nihayet uyuduğunda, meme emdiğinde, bir ağaçtan havalanan kuşların kaçmasına gülümsediğinde. Ona bakar ve öyle keskin bir sevgi hissederdim ki içim yarılıp açılırdı sanki. Uğruna yapabileceğim her şeyin bir listesini hazırladım. Cildimi haşlamak. Gözlerimi oymak. Yürüye yürüye ayaklarımın kemiklerini dışarı fırlatmak. Yeter ki o mutlu ve sağlıklı olsundu.
Ona bıçak demiştim, şimdiyse kemiğe kadar dilim dilim edildiğini görüyordum. Göğsümde bunu yansıtan bir ağrı hissettim. Onu yatağıma götürmem bir tür meydan okumaydı ama şimdi içimde titreşen his çok daha eski bir şeydi. Oradaydı, ruhu önümde. Onarabileceğim yırtık pırtık bir şey vardı karşımda.