sukoska

sukoska
@sukoska
19 okur puanı
Kasım 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Niçin inanmaz Sophokles Bir kadının mertliğine? Şayet dönmeseydi Orestes Tamamlardı Elektra cezayı yine Tanrılar niçin duymadı Elektra'yı Hem en çok keder dolan Hem yıprananı? Sophokles bu muydu sorgulattığın adaletin ve vicdanın senin? İntikam sahici miydi, üç günlük ömür için? İnan şimdi ceza bitmiş, dünya daha huzurlu değil. Ve unutma, unutma Koparan kuvvetli bir zelzeleyi yahut bir fırtınayı Öfkesidir çoğu zaman bir kadının. Cennet bile ayaklarının altındayken şu küçük dünya nedir ki, topaç gibi dönen?
ElektraSophokles · Bordo Siyah Yayınları · 20063,837 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aitsizliğin, huzursuzluğun ödülü: Öngörülememek
Puan vermedi
Kitabı bölüm bölüm kendime anlatacağım amacım inceleme yazmak değildir dileyen faydalanabilir. Bir çocukluk yarasıyla başlayan bu uyanış ve mücadele sanki kendimi hep o yanlış hissettiğim zamanların önemli doğruluğunu söylüyor. Okurken öğrendiğim onlarca bilgi ve tanıştığım insanların yanı sıra, bana gerçeklerle ve acımasız tarihle vizyon katan bir kitap oldu. O kırmızı hapla yeniden karşılaştım. I. BÖLÜM ÇEMBER Bizler yalnızca kurban psikolojisi yaşamıyoruz, içinde bulunduğumuz rejimlerin eğer farkında değilsek gerçekten de kurbanıyız, bugün yaşadığımız özgürlük çağı, liberal sistem, sözde kimsenin hayatına kimse karışamaz algısı, fasa fiso... Abdula ise buna komünizmin katılığının duvar ördürttüğü doğu bloğunda Yugoslavya'da büyürken şahit oluyor. (Tito rejimi, Milosevich, Gorbaçov... ) Bu insanlar post-hakikat ve kişilik kültü, lidere yönelik abartı sevgi, kahramanlaştırma ve dokunulmazlık, ile kurulan fantastik bir dünyada yaşatılmaya mecbur kılınmışlardı. Öyle ki Romanya'nın gizli polisi Securitate 700 bin kişiyi muhbir olarak görevlendirmişti, eşler bile birbirini ihbar edebiliyordu. Bu korkunç ve acımasız gerçeklik aslında Abdula'nın anlatımına göre bugünden farklı değildi yalnızca artık gözün bizi izlediği gözümüze sokulmuyor biz ona teslim oluyorduk. Algoritmalar bizi gözün kölesi haline getirmişti. Yugoslavya o yıllarda tıpkı şuanki bizler gibi hipernormalleşme yaşıyordu. Neydi bu hipernormalleşme? Kısaca sistem yalan söyler, biz yalan söylediğini biliriz, onlar bizim bildiğimizi bilir ama yine de herkes her şey normalmiş gibi davranmaya devam eder. Yani; yapay bir dünya oluşturuluyor (gerçeklik ötesi verilerle kurulmuş) insanlar zamanla ve çaresizlikle bunu kanıksıyor, umutsuzluk günden güne toplumu çürütürken yankı odaları, aynılık ekonomisi
ÖngörülemeyenlerAkan Abdula · Destek Yayınları · 2021211 okunma
En sade olamayanından...
Puan vermedi
Sevgi özgür bırakmalı, özünü gür kılmalı. Özünü susturmamalı, bastırmamalı, azaltmamalı... Özgür olmanı isteyecek kadar sevdim seni. Biricik kuşunu asumana salıvermek gibi bir daha görmemek pahasına. O güzel çiçeği koparmadan dalında izlemek, dalında koklayıp arkana dönme dürtüsüne rağmen yola devam etmek gibi Yeter ki çiçekler açmaya devam etsin, başka topraklarda da olsa Sevmek; Uzaktan esen kokusuyla da yetinebilmek Hayatımız kaç bahar, bilmiyorum. Önümüzdeki bahar senin baharın olsun, mis gibi koksun tarlaların, yeşil yeşil olsun gönlün, özünün gür olduğu toprak evin, ailen olsun. Bir bülbül, incir toplarken farsi bir şiiri ötsün kulaklarına, bollaşsın zeytinlerin yayılsın yaprakları dünyana, yaradan körpe seslerle güldürsün yüzünü Belki, belki her şey için çok geç olduğunu düşündüğümüz bir zamanda, ikinci bir baharda kesiştirirse bizi hayat... Belki... youtu.be/0k7kyB9-yWs?si=... "Verdikleri sözleri unuttular mı? En ufak bir gülüşte, harekette Büyük aşkların adresinden bir umut yok, biri veda edip diğeri kaldığında.
Bir Yusuf Masalıİsmet Özel · Şule Yayınları · 20122,846 okunma