Bir zamanlar sevdalısı olduğunu anımsamak dahi istemediği Murat'ı... Bir zamanlar böyle bir adamı sevmiş olduğu için kendinden nasıl utanıyordu Yarabbi. Gençliğin, cahilliğin yarattığı bir yakınlaşmaydı aslında bu... Hepsi o kadar...
Bu kadın konaklara nasıl yakışıyorsa tarlalara da aynı güzellikle yakışıyordu. Nadide bir porselen fincan ne kadar güzel duruyorsa o kaba çapa da bir o kadar yakışıyordu güzel ellerine.
İstanbul üzgündü, küskündü; cünkü bir buçuk yıla yakın bir süredir düşman ayakları altında inliyordu. Geçen kışın ilk günlerinde baslamisti her şey. Savaşın tüm felaketini sessizce bağrına basmis olan İstanbul, soğuk bir kasım sabahı Galata Rihtimina yanaşan İtilaf gemisi Arian'dan karaya çıkan ve Beyoğlu'ndaki ilk kez böylesine kirlenmiş ve ardından azınlıkların 'Yaşa!', 'Zito!" sefaretlerine yaya olarak giden dört Fransız subayının çizmeleriyle 'Viva!' çığlıkları arasında tüm felaketler sökün etmişti.