Sahaf Mendel, Stefan Zweig’ın insan ruhunun kırılganlığını en sade ama en sarsıcı haliyle anlattığı eserlerden biridir. Bu kitapta yer alan üç hikâye; “Sahaf Mendel”, “Görülmeyen Koleksiyon” ve “Unutulmayacak Bir İnsan”, aslında üç farklı hayatı anlatıyor gibi görünse de, derinlerde aynı noktada birleşir: insanın zaman karşısındaki çaresizliği ve değerin ne kadar hızlı yok olabildiği.
***
“Sahaf Mendel” hikâyesi, kitaplara adanmış bir hayatın hikâyesidir. Mendel, dış dünyadan tamamen kopmuş, yaşamını kitaplara adamış bir sahaf olarak karşımıza çıkar. Onun için dünya; savaşlardan, politikalardan, insan ilişkilerinden ibaret değildir. Onun dünyası, sayfalar arasında kurulu, düzenli ve güvenli bir evrendir. Bir kafede yıllarca aynı masada oturur, kitaplar arasında yaşar ve olağanüstü hafızasıyla adeta yaşayan bir kütüphane hâline gelir. Bu yönüyle bulunduğu ortamda saygı gören, hatta hayranlık duyulan bir figürdür.
Ancak zaman değişir. Savaşın başlamasıyla birlikte dünyanın dengesi altüst olur. Mendel ise bu değişimi fark edemez; çünkü o hiçbir zaman o dünyanın bir parçası olmamıştır. Eski alışkanlıklarıyla mektuplar yazmaya, kitap siparişleri vermeye devam eder. Fakat artık bu davranışlar masumiyet değil, şüphe doğurur. Ve bir gün, hiçbir kötü niyeti olmamasına rağmen, casusluk suçlamasıyla tutuklanır ve toplama kampına gönderilir.
Hikâyenin kırılma noktası burasıdır.
Mendel’in suçu, dünyaya uyum sağlayamamak, zamanın değiştiğini fark edememektir. Tutukluluk süreci, onun zihninde geri dönüşü olmayan bir tahribat yaratır. Hafızası zayıflar, ruhu çöker, iç dünyası parçalanır. Ve serbest bırakıldığında, artık eski Mendel yoktur.
En trajik olan ise dönüşüdür.
Bir zamanlar o kafenin en saygın, en dikkat çekici insanı olan Mendel, geri döndüğünde aynı yerde artık yabancı