"Görüyor musun başımıza gelenleri. Ucuz bir film gibi değil mi? Zimmetine para geçiren hırsız ve günahkâr karısı... Ve sonradan yüzünü gösteren derin ve tehlikeli bir aşk... Yurdundan uzakta yaşamaya mahkûm edilen genç bir soylu..."
"Bütün bunlar benim hatam," diye düşündü Nüveyre. "Çocuklarımın hiçbirini yaşam canavarıyla savaşmaları için silahlandırmadım. İncelikleri, saflıkları ve iyi niyetleriyle şu korkunç çarkı içine salıverdim; öğütülüp gidebileceklerini hiç düşünmeden."
Nereden bilecekti o gencecik yürek 'evlat acısı'nı? Kendi acısını nasıl da acıların en büyüğü sanıyordu? Bilmiyordu ki Tanrı'nın insanlara 'evlat acısı'ndan daha büyüğünü, daha dayanılmazını vermemiş olduğunu.
"Kapanmayacak, uyuşmayacak tek yürek yarasıdır o," diye acıyla mırıldandı Nüveyre kendi kendine. "Ve ben onu sonsuz dek taşıyacağım."