Şule Demir Tomaili

Şule Demir Tomaili
@sule_demir
Öğretim Görevlisi
Doktora
İstanbul, 20 Ağustos 1994
7 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Lokma tatlısının atası 'globi' mi? ''Şekeri henüz bilmeyen Romalıların mutfağında en önemli tatlandırıcı baldı. Ayrıca defrutum denen bir tür pekmez de yapılıyordu. Bala batırılan bazı hamur tatlıları dışında kuruyemişlerde çerez şeklinde şekerlemeler olan 'globi' bugün sevdiğimiz lokmanın atası olmalı. Globi: Una peynir karıştırılır, hamur top şeklinde yuvarlanır, yağda kızartılır, bala batırılır ve üzerine haşhaş tohumu serpilir.''
Sayfa 130
Alıntı
Reklam
''Yemek kültürünün daha önceki kuşakların yaşamış oldukları topraklar üzerinde bulunan besin kaynakları, inanışları, kullandıkları teknoloji, bilgi birikimleri, yaşamsal şartları ve fiziksel sağlık koşulları gibi pek çok faktörle biçimlendiği bilinmektedir. Bir kültüre ait yemeği tüketmek, o yemeğin bünyesinde barındırmış olduğu özellikleri benimsemek veya onunla bütünleşmek anlamına gelmektedir. Aslında o yemeği tüketen birey, yemeğin ait olduğu kültürün bir parçası haline gelmektedir.''
Sayfa 12
Alıntı
''Honduraslı yerliler 4000 yıl önce tüm dünyayı etkileyecek bir keşif yaptılar. Kakao çekirdeğinden ürettikleri içeceğin anlamı onlar için yeni bir tat bulmanın ötesinde değildi. Çikolatanın tarihinin M.Ö 1500'lü yıllarda, Olmec yerlilerinden oluşan bir grubun Güney Amerika topraklarında kakao ağacı yetiştirmesi ile başladığına inanılmaktadır. Bugün dilimize yerleşen kakao Olmec kültürünün izlerini taşıyan Mayalar, bu ağacın meyvesinden bazı hayvanların beslendiğine şahit olmuşlar ve kakao (kakawa) ağacının Tanrılar tarafından gönderilen bir ödül olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle kakao ağacının bilimsel ismi ''Theobroma Cacao'' da Mayalarca ''Tanrıların Yiyeceği'' olarak adlandırılmıştır. Mayalar, kakao çekirdeklerinin suyla karıştırılmasıyla M.S 600 yılında kakao içeceğini üretmişlerdir. İçeceğin rahatlatıcı ve yorgunluk hissini önleyici özelliği nedeniyle, Mayalarca kakaonun tanrılarca bir lütuf olarak gönderildiğine inanılırdı. Mayalar, kakao içeceğini yalnızca üst tabakanın içmesine izin verir ve halkı kakaodan uzak tutardı. O tarihlerde, Mayalarca üretilen bu değerli kakao içeceğinin, toplumun elit sınıfı olarak nitelendirilen yöneticiler, rütbeli askerler, rahipler ve onurlandırılmak istenen tüccarlar tarafından tüketilebildiği rapor edilmiştir. Aztekler, Mayalarla yaptıkları ticaret sonucu kakao ile tanışmışlardır. Aztekler, iklim nedeniyle kakao ağacı yetiştiremediği için Mayalar'dan kakao çekirdeği ithal ederler ve bu çekirdekler para yerine de kullanılırdı. Bir avokado 3 kakao çekirdeğine, 1 tavşan 10 kakao çekirdeğine, 1 hindi 100 kakao çekirdeğine, 1 kadın köle 100 kakao çekirdeğine karşılık satılırdı. Çekirdeklerin iri olması ve en iyi kalitede olması en önemli kriterlerdi. Aztekler kendi dillerinde ekşi, acı içki anlamına gelen ''xocoatl'' adındaki
Sayfa 8
Alıntı
''Çay Çin'de çayın Han döneminden önce içilmeye başladığı düşünülüyor. Çay içme geleneği Tang döneminde yaygınlaşmıştır. Bu dönemde çay zencefil, mandalina kabuğu, kaymak gibi maddelerle tatlandırılmış, ilk çayhaneler açılmış ve misafirlere çay sunma adeti başlamıştır. Çay önceleri toplumun üst tabakasına ait bir içecekken giderek yaygınlaşmıştır. Çay alamayan fakir köylüler, bunun yerine baicha (beyaz çay) yani sıcak su içmekle yetinmek zorunda kalmıştır. Bugün Çin'de lokantalarda ve evlerde en çok tüketilen içecek çaydır. Hem yeşil hem de siyah çay, Camellia sinensis çalısının yapraklarından hazırlanır. En eski çay çeşidi olan yeşil çay için yapraklar önce kavrulur, sonra elle sert bir zemin üzerinde sürte sürte yuvarlatılır, son olarak tavada tekrar kavrulur. Siyah çay için ise yapraklar kurumaya bırakılırken oksidasyon meydana gelir. Tarih boyunca Çin'de genellikle yeşil çay içilmiştir. Uzun yola daha dayanıklı olan siyah çay Ming döneminde (1368-1644) geliştirilmiştir. Çayın Çin dışına yayılması, Tang döneminden Uygurlar ve Japonlarla başlamıştır. Japonya'da çay önceleri Budist rahiplerce, dini törenlerde uyanık kalmak için içilirken sonra toplumun diğer kesimlerine yayılmış ve çay hazırlama ve içme töreni geliştirilmiştir.''
Sayfa 177
Alıntı
''Konya'daki Çatalhöyük yerleşim yerinde MÖ 7400-6000 yılları arasında sekiz bin kadar insan yaşamıştır. Ağaç direklerden ve çamur ile ot karışımından (bir tür kerpiç) yapılan evlerine, yırtıcı hayvanlardan korunabilmek için çatıdaki kapılardan merdivenle girerlerdi. İki-üç gözlü evlerinin orta yerinde ocak ve pişmiş topraktan yapılmış fırın vardı. Çatalhöyük'te tespit edilen gıda ürünleri şunlardır: Buğday, arpa, çavdar, mercimek, bezelye, mürdümük, nohut, burçak/fiğ, sumak, çitlembik, kiraz, incir, badem, Şam fıstığı, birçok çeşit ot, en çok evcil koyun ve biraz evcil keçi, ayrıca az miktarlarda yabani hayvan olarak sığır, geyik, at, domuz, tavşan, kuşlar (ve yumurtaları), az miktarlarda balık ve kabuklu deniz hayvanları. Kuru gıdalar, et, yağ, süt ürünleri ve meyveler, evlerin yanında bulunan, pişmiş topraktan yapılmış ambarlarda, sepetler ve torbalar içinde saklanıyordu. İnsanların yetiştirdiği kaplıca ve siyez denen buğday türü (Triticum diococcum) genellikle tane halinde öğütülmeden yeniyordu. Yemeklerin en çok haşlanarak veya fırında kızartılarak pişirildiği düşünülmektedir. Kazılarda yanmış kemiklerin az bulunması etlerin nadiren kebap edildiğini gösteriyor''
Sayfa 34
Alıntı
Reklam