Cinayet işlemek isteme duygusunu çok iyi bilirim ben.
Bu, sıcak, insanın içinde tutamayacağı kadar sıcak ve başa doğru çıktıkça da boğazı kurutarak yakıp kavuran, insanı boğuk hırıltılarla hırslı hırslı burnundan solutan bir şeydir. Her tarafınız titremeye başlar, gözleriniz dolar, ama yaşlar değil, bir bulut örter onları. Bu karanlıkta sizi kemiren, kışkırtan birtakım istekler uyanır içinizde; birinin canını yakmak, ona eziyet etmek istersiniz. Ya parmaklarınızı insan etine daldırıp onu kanatıncaya kadar yırtmak, ya elinize bir bıçak geçirerek, ucu körelinceye kadar onu saplamak ya da kaptığınız bir şeyle bütün gücünüz tükeninceye kadar vurmak istersiniz. Yumruklamak, bıçaklamak, boğmak, ezmek, öldürmek, öldürmek, öldürmek istersiniz. Ah, bu duyguyu çok iyi bilirim ben.
Ama çok geçmeden bir durgunluk çöker üstünüze, Hala titremekte olduğunuz halde içinizde herhangi bir duyguya artık yer kalmamıştır. Yaşayan bir ölüden farkınız yoktur ve durup dururken ağlamak istersiniz.
Küçük kalem kutuma bakarken, gözyaşlarımı zor tutuyor ve ağlamamak için dua ediyordum. Ama üstü işlemeli sürgülü kapağı ile, her bir yanı mürekkep ve pisliğe bulanmış, bütün güzelliği bir harabeye dönmüş olan küçük kutunun, insafsız yaralarla kanayan her bir parçası üzerinde gözlerimi dolaştırınca, dayanamayıp onlar için ağladım.
...
Sonra ağlamanız kesilir. Vücudunuza bıçaklar saplansa bile artık gözünüzden bir damla yaş akmaz.