Richard Llewellyn

Richard Llewellyn

Yazar
8.8/10
14 Kişi
·
42
Okunma
·
1
Beğeni
·
618
Gösterim
Adı:
Richard Llewellyn
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Hendon, Londra, 8 Aralık 1906
Ölüm:
30 Kasım 1983
Richard Llewellyn (tam adı Richard David Vivian Llewellyn Lloyd) (8 Aralık 1906, Hendon, Londra - 30 Kasım 1983) İngiliz roman yazarıydı.

Llewellyn, kendi söylediğinin aksine Galler'deki St. Davis'te değil, Londra'da Hendon'da doğmuştu. Bu gerçek, yazarın ölümünden sonra ortaya çıktı. Ancak yazarda Gal kanı olduğu doğruydu. Romanlarının pek çoğunda Gal temaları vardı. Bunların en ünlüsü olan 1939 tarihli Vadim O Kadar Yeşildi Ki uluslararası ün kazandı ve 1941'de aynı isimle sinemaya aktarılarak bir Hollywoodklasiği haline geldi. Llewellyn bu romanında, bir süre büyükbabasıyla yaşadığı Güney Galler bölgesindeki madenci toplumunun hayatını ölümsüzleştirdi. Romanın devamı niteliğinde üç roman daha yazdı.

Gezgin bir hayat süren yazar hayatı boyunca sürekli seyahat etti. II. Dünya Savaşı öncesinde bir süre otellerde çalıştı, bir tiyatro oyunu yazdı, madencilik yaptı ve ünlü romanını kaleme aldı. Savaş sırasında Welsh Guards bünyesinde yüzbaşı rütbesiyle görev aldı. Savaşın ardından Nürnberg duruşmalarını izleyen gazetecilerden biriydi. Daha sonra MGM için senaryo yazarlığı yaptı.

Hayatının sonlarına doğru İsrail'de Eilat'ta yaşayan Llewellyn iki defa evlendi. 1952'de evlendiği ilk eşi Nona Sonstenby'den 1968'de ayrıldı. İkinci eşi Susan Heimann ile 1974'te evlendi.

Yabancı kültürlere girmek zorunda kaldıkları için yeni kimlikler edinmeleri gereken başkahramanlar, Llewellyn'in romanlarında sıklıkla işlenmiştir. Bu romanlar arasında birkaç ciltlik bir casusluk romanı da bulunmaktadır.
Mutluluk, iyi bir hayatın tadı tuzu mudur diye merak ederim. Onu yaşadığımız süre içinde ancak bir ya da iki kez tadarız. Sonra o, ağzımızda sadece tadını bırakarak bizden uzaklaşıp gider ve biz, lezzetine doyamadığımız bir yemeği özlediğimiz gibi onu ararız.
Richard Llewellyn
Sayfa 570 - Sosyal Yayınlar
Şu insanlar ne budala şeylerdir. Bir insanın kendini saydırabilmesi için, ya acı çekmesi ya da karşısındakine çektirmesi gerekiyor.
Yükselmeyi başaran insanlar, söyleyecek sözleri olan ve bunları zamanında ve yerinde söylemekten çekinmeyen insanlardır. Baskı altında susanlar, kişiliklerini yitirmiş birer korkaktırlar.
Erkekler kendilerini nasıl yumrukları ve kafalarıyla korurlarsa, kadınlar da kendilerini sessizlikleriyle korurlar. Onların bu sessizliği, acıdan, çaresizlikten, incelikten, güzel ve kadınca olan her şeyden meydana gelmiş, görünmeyen bir duvardır. Bunların hepsini Tanrı vermiştir onlara. Çünkü onlar, kadınlıklarını korumak zorunda olan kadınlardır. Bu duvar, bir erkeğin erkekçe saldırırsını geri püskürtür, onun kollarını kıskıvrak bağlar, ağzını kapatır, gözlerini yumuşatır, öfkesini ve saçma hayallerini dağıtır. Gerçekten kadın olan kadınlar bu duvarın yüksekliğini hep aynı düzeyde tutarlar ve karşılarındaki insanlara inanmadıkça onun arkasından ortaya çıkmazlar. Onların size güvendiklerini gözlerinden anlarsınız.
Ama insanlar çiçeklere benzemezler ; onlar kendi sorunları üzerinde kendileri karar verirler. İnsanın duygularını yücelten şey de bu olmalı herhalde.
İnsan karanlıktayken, üstelik de aykırı bir şey yapmaya kalkıştığı zaman, belli belirsiz seslerin büyük bir gürültü halinde çıkması ne tuhaftır.
Be var ki, ben, aşık olduğumu asla bilmedim. Ancak yıllar sonra bunun farkına vardım. Aşk üzerine birçok saçmalıklar söylenip durur ve bu konuda fikir yürütenlerin çoğu aşkı ömürlerinde tatmamış ya da bunu başkalarında yaratacak ruhu kendinde bulamamış olan kimselerdir. Aslında, böylelerinin ağzına aşktan söz etmek yakışmıyor bile.
Ya! Kadınlar işte böyledir.
Ama biz yine de onlara yardım ederiz. Evet, gerçekten de onlara yardım ederiz. Ancak korkak benliğimizi anlayamadığımız zaman, onları anlayamadığımızı söyleriz. İlk önce suçlandırılması gereken bir kimse olmak durumundan kendimizi kurtaramadığımız, erkek olarak üstümüze düşeni yapamadığımız zaman, onları anlayamadığımızı ileri süreriz. Sonra da hiç utanmadan, işlenen günaha -bu kelimenin de canı cehenneme- katılabilmemiz için onlara ilk heyecanın yükünü yükler ve şeytana uymak gibi, Havva gibi, insanların zaafları gibi bir takım saçmalıklarla, her şeyden inciniveren o ahlak duygumuzu pekiştiririz. İçimizde doğruluk yoktur. Onu arayıp bulmak için en ufak bir çaba da harcamayız. Aslında bizler erkek değil, birer korkağız.
İyi yaşayışın özünü yalnız mutluluk mu oluşturur diye merak ederim. O mutluluk ki, yaşadığınız süre boyunca ancak bir ya da iki kez size kendini tattırmıştır. Oysa siz, ağzınızda kalan o tadı, tıpkı yiyip de hoşlandığınız güzel bir yemek gibi dişlerinizin arasında somut bir biçimde hissetmek ister ve bunu tekrar yiyebilmenin hayaliyle yaşamınızı sürdürürsünüz.
638 syf.
·4 günde·7/10
Kitap akıcı,güzel bir dille yazılmış,tekrara düşmeden sıkmadan okutuyor kendisini,640 sayfa olduğunu da düşünürsek bu bakımdan hoş.1941 yılında filmleştirilmiş bir kitap aynı zamanda. Üç dört yıl önce olması lazım filmi izlemiştim,Kadıköy de sahafta görünce de almış oldum kitabı. Ana karakterimiz İngiltere de maden ocaklarının da bulunduğu bir vadide kalabalık sayılabilecek ailesi ile yaşayan Huw isimli bir çocuk.Kitap boyuncada Huw'un gözünden ailesinin bireylerinin,vadinin,vadi sakinlerinin,çalışma koşullarının,yaşam standartlarının yıllar içindeki geçirdiği değişimleri görüyoruz.Kitabın ana ögelerinden biri maden ocakları olunca Vadim O Kadar Yeşildi Ki de eksikliğini hissettiğim şey, insan emeğini,işçilerin mücadelesini yeterince kitaba yaymaması oldu ya da ben bu yönde fazla bir beklentiyle kitaba başladığımdan bu konuda ufak bir hayal kırıklığı oluştu. İşlediği konu itibarıyla Emile Zola'nın Germinal'i ya da romandan ziyade inceleme olarak geçen George Orwell'ın Wigan İskelesi Yolu ile bir karşılaştırmaya gidiyor insan ister istemez. Eğer okumadıysanız Germinal'i sonrasında Wigan İskelesi Yolu'nu peşinden bu kitabı önerebilirim. Filmini izlemenizi de önerebilirim.
https://www.imdb.com/title/tt0033729/
638 syf.
Kitapta bir adamın çocukluğundan yetişkinliğine kadar gecen süre anlatilmaktadir.Genel olarak kitabın konusu ise madencilerin ve madenci ailelerinin yaşadığı zorluklardir.Richard Llewellyn yazdığı bu kitap sayesinde edebiyatın en önemli eserlerinin arasında kendine yer bulmayı basarmistir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Richard Llewellyn
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Hendon, Londra, 8 Aralık 1906
Ölüm:
30 Kasım 1983
Richard Llewellyn (tam adı Richard David Vivian Llewellyn Lloyd) (8 Aralık 1906, Hendon, Londra - 30 Kasım 1983) İngiliz roman yazarıydı.

Llewellyn, kendi söylediğinin aksine Galler'deki St. Davis'te değil, Londra'da Hendon'da doğmuştu. Bu gerçek, yazarın ölümünden sonra ortaya çıktı. Ancak yazarda Gal kanı olduğu doğruydu. Romanlarının pek çoğunda Gal temaları vardı. Bunların en ünlüsü olan 1939 tarihli Vadim O Kadar Yeşildi Ki uluslararası ün kazandı ve 1941'de aynı isimle sinemaya aktarılarak bir Hollywoodklasiği haline geldi. Llewellyn bu romanında, bir süre büyükbabasıyla yaşadığı Güney Galler bölgesindeki madenci toplumunun hayatını ölümsüzleştirdi. Romanın devamı niteliğinde üç roman daha yazdı.

Gezgin bir hayat süren yazar hayatı boyunca sürekli seyahat etti. II. Dünya Savaşı öncesinde bir süre otellerde çalıştı, bir tiyatro oyunu yazdı, madencilik yaptı ve ünlü romanını kaleme aldı. Savaş sırasında Welsh Guards bünyesinde yüzbaşı rütbesiyle görev aldı. Savaşın ardından Nürnberg duruşmalarını izleyen gazetecilerden biriydi. Daha sonra MGM için senaryo yazarlığı yaptı.

Hayatının sonlarına doğru İsrail'de Eilat'ta yaşayan Llewellyn iki defa evlendi. 1952'de evlendiği ilk eşi Nona Sonstenby'den 1968'de ayrıldı. İkinci eşi Susan Heimann ile 1974'te evlendi.

Yabancı kültürlere girmek zorunda kaldıkları için yeni kimlikler edinmeleri gereken başkahramanlar, Llewellyn'in romanlarında sıklıkla işlenmiştir. Bu romanlar arasında birkaç ciltlik bir casusluk romanı da bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 42 okur okudu.
  • 40 okur okuyacak.