Geçen gün televizyonda gördüğüm bir belgesel düşündürdü beni. Hayvanların düşlerinden söz ediyordu. Zoolojik hiyerarşide kuşlardan yukarıya doğru bütün hayvanlar çok düş görürler. Serçelerden güvercinlere, sincaplardan tavşanlara, köpeklerden çayırlara uzanmış ineklere dek hepsi düş görüyor. Görüyor, ama hepsi aynı biçimde değil. Doğası gereği az olan hayvanların düşleri kısa sürüyor, gerçek anlamda bir düş değil de bir görüntü yalnızca. Oysa avcılar karmaşık ve uzun düşler görürler. "Hayvanlar için," diyordu spiker, "düş etkinliği hayatta kalabilme stratejileri düzenlemek için bir yoldur; avlanan, besinini sağlayabilmek için her zaman yeni yöntemler geliştirmelidir, av olan ise -o genellikle besinini ottan sağlar- yalnızca en çabuk nasıl kaçabileceğini düşünür. Sözgelimi antilop uykusunda önünde uzanan açık savanı görür; aslansa sürekli ve değişen sahnelerle antilopu yemek için yapması gereken her şeyi. Demek ki dedim kendi kendime insan gençken etoburdur, yaşlılıkta otobur. Çünkü yaşlılıkta az uyumanın yanı sıra düş de görülmez oluyor ve sonradan anımsanmıyor.....
Öksüz mü? İnsanın ninesi ölünce böyle denir mi? Pek emin değilim. Belki de nineler ve dedeler, kayıpları adlandırmaya değmeyecek aksesuarlar olarak görülüyorlardır. İnsan dedesinden ve ninesinden, ne öksüz, ne yetim, ne de dul kalır. Onları uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla, sanki bir şemsiye unutur gibi bırakırız.