Bugün size bittiğinde elimden bırakamadığım, karakterlerine bazen kızıp bazen çokça acıdığım bir klasikle geldim: Orhan Kemal’in kaleminden El Kızı. Orhan Kemal’in o meşhur, su gibi akan yalın anlatımıyla bir solukta okunuyor ama bıraktığı o ağırlık öyle kolay kolay geçmiyor.
Kitabın merkezinde kimsesiz bir kadın olan Nazan var. Nazan, avukat Mazhar ile evlenip bir konağa yerleşiyor ama ne konak... "Bildiğiniz bütün kötü kaynanaları unutun" desem yeridir! Kaynana Hacer Hanım’ın Nazan’a yaptıkları, psikolojik şiddeti, hatta büyüye kadar uzanan o bitmek bilmeyen nefreti okurken sinir krizleri geçirebilirsiniz, benden söylemesi. Mazhar’ın da annesi ve eşi arasındaki o dengeyi kuramaması, hatta Nazan’a dünyayı dar etmesi insanı gerçekten hayretler içinde bırakıyor.
Neden Okumalısınız?
Orhan Kemal öyle bir atmosfer yaratmış ki, okurken kendimi o konağın bir köşesinde oturmuş, olan biteni çaresizce izliyormuşum gibi hissettim. Fazla realist ve feminist bir bakış açınız varsa okurken saçınızı başınızı yolmak isteyebilirsiniz! Ama kitabın asıl gücü de burada; o kadar gerçek ki, Nazan’ın saflığına, duygularını dile getiremeyişine "Yapma be Nazan, bu kadar da olmaz!" diyerek sayfaları çeviriyorsunuz.
Küçük Bir Eleştiri:
Orhan Kemal’in öyküleme yeteneği tartışılamaz ancak Nazan karakterinin yaşadığı o ağır travmalara rağmen iç dünyasındaki yıkımlara biraz daha yer verilmesini isterdim. Kendi ahlaki değerlerinden bu kadar keskin bir şekilde vazgeçmesine neden olan ruhsal süreci daha derinden anlamayı beklerdim. Karakterin yaşadığı o ağır dönüşüm sanki bir parça hızlı geçilmiş gibi hissettirdi.
Sonuç:
Tam bir "film tadında" klasik. Eğer bir kadının dramını, toplumsal baskıyı ve "el kızı" olmanın o ağır yükünü iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız mutlaka şans verin. Ben Orhan