Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu. Vaktile gördüğün gibi
sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar ve hayatımızla biz di-
dişeceğiz. Fakat benim hiç bir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söy-
leyeyim mi Kâzım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç
liran var. Birleşelim Kâzım ağa İsmet ağa olalım. Çiftçilikle hayatimizi
sürükleyelim.^
— (İsmet ne söylüyorsun dedim. Zannediyor musun ki bizi yaşata-
caklar. Ermeni, Rumlar şarktan, garptan Türk’ü boğacaklardır. Bırak
ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar altında zelilâne
Ölmektense milletimizin bukadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskâra-
rane ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı.
Tâ’yini güç gelir bana rûhî cihâtımın:
Cânanda ilm-i hey’eti iç kâinatımın!
Hem fecre, hem de zulmet-i yeldâya benziyor:
Sonsuz gözünde rengini gördüm hayâtımın!
Harbi Umuminin bizim tarafın mağlûbiyeti ile neticelenmesi hepimize elim tesirler bıraktı. Artık iş itilâf devletlerinin insafına kalmıs
demekti. Benim karargâhımın lâğvı ve hususiyle İstanbul’a çağırılmaklığım hiç de îyi alâmetler değildi.
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf-
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesaike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphesizdir.