Sevgili kızlarım,
Biz, sizleri, insanlıktan nasibini almamış mahlûkların malı olasınız diye değil, eğer isterseniz, çağdaş ve uygar insanlarla, eşit koşullarda yuva kurabilesiniz diye büyüttük.
Evlenmek istemezseniz, ya da uygun bir eş bulamazsanız, ömrünüzün sonuna dek bekâr da yaşayabilirsiniz.
Bizim evimiz de, gönlümüz de size her zaman açık, tabii bizimle oturmak isterseniz.
Çünkü kıskanan ve bunu şiddet yoluyla dışavuran erkek, aslında ilkel bir anlayışla, kadını malı gibi gören, onun özgürlüğünü ve özerkliğini, kısacası, kadının da kendisi gibi bir insan olduğunu reddeden erkektir.
Nereden biliyorsun? mu diyeceksiniz?
Çok basit: Erkekler, kadında kıskandıkları davranışları bizzat yapma hakkını kendilerinde nereden buluyorlar?
Gece eve geç gelmek kadın için dayak nedeni, erkeğin doğal hakkı.
Arkadaşlarıyla buluşmak kadın için dayak nedeni, erkeğin doğal hakkı.
Terbiyem uygun olmadığı için, erkeklerin kadınlara yasakladıkları ama kendilerinin yapmakta hiçbir sakınca görmedikleri, hatta övüne övüne anlattıkları öteki davranış örneklerini vermiyorum.
Kıskançlık, pek çok kişinin öne sürdüğü gibi, erkeğin, sevdiğini, başkasına kaptırma korkusundan ya da rekabet duygusundan değil, sadece ve sadece ilkel bir egoizmden kaynaklanır.
Erkeğin kıskandığı, kadının konuştuğu ya da selam verdiği kişi değil, doğrudan doğruya, kadının, erkeğinin denetimi dışında yani özgür iradesiyle davranması olgusudur.
Evet, itiraf ediyorum: Bu konuda (daha pek çok konuda olduğu gibi) kızlardan, kadınlardan yana ayrımcılık yapıyorum.
Çünkü toplum onlara haksızlık ediyor.