Emre Kongar

Emre Kongar

YazarDerleyen
8.1/10
578 Kişi
·
2.170
Okunma
·
189
Beğeni
·
6626
Gösterim
Adı:
Emre Kongar
Unvan:
Türk Toplum Bilimci
Doğum:
İstanbul, 13 Ekim 1941
Prof. Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci.
Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesi'nde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır.

İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi. 1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında "Atatürk ve Devrim Kuramlar" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.

15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermekte ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmaktadır.
"Genellikle en yetenekli ve en namusluların yapması gerekirken , çoğunlukla en yeteneksiz ve en namussuzların yaptığı iş."
Emre Kongar
Sayfa 447 - Remzi Kitabevi 8. Baskı 2013
Şarlatanların yazdıği kitapların en çok satanlar listelerine girdiği, tarihsel gerçekleri ve toplumsal süreçleri kendi saplantıları doğrultusunda eğip bükenler ile cahil ve sahtekâr politikaciların el ele verip bizi tarihten ve toplumsal gerçeklerden kopardığı bir dönem yaşıyoruz.
Unutmayın sevgili kızlarım, başta da söylediğim gibi, insan kimi zaman sevdiğine güvenemez, kimi zaman da güvendiğini sevemez.
Tarihsel açıdan bakıldığında herhangi bir din ya da mezhep, iktidarın ideolojisi olduğunda, kaçınılmaz olarak baskı için kullanılıyor ve zulüm aracı haline geliyor.

Buna karşılık, bir din ya da mezhep muhalefette kaldığında, yine kaçınılmaz olarak direnişin, özgürlük ve bağımsızlık isteklerinin kaynağı oluyor.
480 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Herkeslere selamlar ... hemen belirteyim bu bir kitap incelemesi DEĞİLDİR.. şu an okuyacaklarınız tanımayanlar için ADAM gibi bir ADAMIN sizler için yapmış olduğum tanıtım yazısıdır aslında..

" BİR METALCİNİN EMRE KONGAR İLE İMTİHANI"

Sene 2000 ler öncesi .. internetin dial- up ile evlerimize konuk olduğu , kız-erkek yani sevgili babında ilişkilere, dinamitin etli yaprak sarmasının altına kaburga döşenir gibi döşendiği günler .. Konuşma esnasında ya senin ya onun hat gidiyor...arada gecen yüzyıllara tekamül eden on dakikalarda kafada binbir soru .. acaba kimle konusuyor falan gibisinden .. internet gelmiş ya evlere sen onu uzaya çıkmışız gibi algılıyorsun falan fıstık .. ocaklar sönüyor bu arada aile olayazacak şahıslar arasında trajediler, gözyaşları...sosyologlar o dönemleri bence araştırmalılar .. her neyse ben de öğrenciyim o dönemler malumunuz metal dinliyorum .. şimdi "cebe" indirdiğiniz mp3 ler falan tabi o dönemler YOK!!! tabiri caizse HİÇBİR ŞEY YOK!! bir çekme kaset için şunun bunun elinde varmış istihbaratı ile otostopla yaz tatilinde izmire gittiğimiz çekme kasetin zevkine doyulmayan günler .. plak hayal .. cd uzaylı muamelesi görüyor.. birinin evinde orjinal cd varsa o eve görücü gider gibi 3 5 arkadaş toplanılıp gidiliyor.. booklete dokunuluyor, dünya gözüyle orjinal cd görülüyor .. tabiri caiz ise hacı olunuyor .. hiç abartmaksızın söylüyorum öylesine yokluk o yıllar!!! şimdi evine , kapıda ödeme ile organik bodrum mandalinası ve italyadan asolo bot isteyen tayfaya çok anlamsız gelecek bu söylediklerim ama o dönemler kredi kartı cidden LÜX!!! herkes sahip değil..tüketim toplumu olmaya yeni yeni başlamışız...mail order yapılıyor .. burslar toplanıp dolara marka dönüştürülüyor (marktan kelli: öncesi için de söylüyorum) dualarla totemlerle ve gözden akan sicim gibi gözyaşları eşliğinde zarflara konuluyor burda 5 kilo et , orda bir t shirt parasına tekamul eden rakamlar..herkesi kendimiz gibi zannettiğimiz için para koydugumuz zarfın içine dolarları kamufle edenlerimizimi ararsın , açarda görür alır diye postacıya yalvaran yapma etme öğrenciyiz diyen notlarımı.. gözlerden yaş akıyor resmen .. mail order bu.. 3 5 sefil toplanıp shipping yani kargo ödememek için toplu sipariş yapıyoruz .. yokluk gözümüzün üstüne vurduğu gibi bir de GÜMRÜK MAFYASI var!!! belirlenen totali gectiysen onlarada sus payı verip alıyorsun siparişini .. o yüzden zarflar analara , hocalara okutulup gönderiliyor nerdeyse =)) Neyse .. ben de bu mail order aksiyonlarına gark oluyorum .. sene 99.. hiç unutmam .. sefalet ve içtiğim uzun LM in ciğerlerime nakşettiği o sefil kokuyla döşenmiş nefesim kmlerce öteden radarlara gark oluyor.. krisiun - black force domain t shirt ü almışım .. kazasız belasız elime ulaştı diye sevinirken ... hiçbir işim rastgitmiyor ki bu gitsin .. beyninini baliye vucudunu roşlara marine eden ve kendini SATANİST DİYE ADLANDIRAN 3 5 dingil Şehriban Coşkunfırat isimli bir kızı öldürmüş..diyeceksiniz ki ne alaka ? açıklayayım .. aldığım t shirtün önünde KANLI PENTAGRAM var ..ve o dönem medya "nerde görürseniz öldürün bu satanistleri" diye haber servis ediyor ..

işte o karanlık ve buhranlı , sokakta uzun sac - firavun sakalla gezdiğimiz ve Olgunlarda ( sahaflar bakın bunlar !!!) KİTAPSIZLARA KİTAP diye laf yediğimiz günlerde ŞİŞE DİBİ GÖZLÜKLERİYLE , İNANILMAZ ŞEKER BİR ADAM KALKIP BİZ METALCİLERİ TV DE SAVUNDU .. tabi ben onca dolar akıtmısım o t shirt e giymezsem kessinler beni yine giydim !! ama aklımın bir ucuna da bu ismi not ettim aldım okudum kitaplarını.. ve şunu gördüm ki, KENDİ CANINA DAHİ MAL OLSA DA BİR TARTIŞMADA , KENDİNİ KARŞI TARAFIN YERİNE KOYABİLEN , mantık ve doğrunun belirlediği sınırlardan ASLA AMA ASLA ayrılmayan bir isim .. 80 lerdeki usa güdümlü faşist darbenin gözbebeği "evren denen bu herifin" (AZİZ BABA BÜYÜKSÜN !!!) SAKALINI kes devam et demesine istifasıyla cevap veren bir şahıs.. Pekçoğumuzun okuyup mezun oldugu HACETTEPE' yi kuran şahıs.. Aziz Babanın aydınlar dilekçesini yazdırdığı isim ..

Kitaba gelecek olursak 41 de doğmuş ve 60 larda gelen ihtilal anayasasıyla özgürlüğü tam olarak tatmış ama 70 ve 80 lerde tüm türk halkı gibi budanmış gerçek bir aydının agzından hem o dönemin hem de kendi hayat hikayesinin ayrıntılarını okuyacaksınız .. Bence bu şeker gibi adama bir şans verin derim...

not: o günler için LONG LIVE KRISUN !!!!!
https://www.youtube.com/watch?v=8kSptxcXZsw

Bu da o günlerde giydiğim t shirtüm :

https://tshirtslayer.com/...49.jpg?itok=BkYQzx37
255 syf.
·10/10
Özellikle anne babaların okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Keşke her baba böyle ılımlı anlayışlı olsa dedirten kitap. Ve de gerçekten böyle babalar var mı dedirten akıcı, sade ve anlaşılır bir kitap. Kız çocuğuna bazen annelerin bile cesaret edemediği şeyleri öğütlüyor.
255 syf.
Eşime hediye olarak almıştım. Konusu; bir babanın yurtdışına eğitime giden ikiz kızlarına yazdığı mektuplardı, çünkü bizimde yetiştirdiğimiz ikiz kızlarımız ve onların hayalleri var ama eşim kitabın yazarının ismine baktı bu adam aşırı solcu ben onun kitabını okumam dedi, evet hata bendeydi çünkü yazarın siyasi kimliğine değil kitabının konusuna bakarak almıştım benim için önemli olan eseriydi. Keşke ona uygun kitap alsaydım ilk kez kitap okuyacaktı yine okumamak için bahanesi mükemmel oldu, kitabı okumak bana kaldı. Yazarını kutluyorum, örnek bir babaydı, kızlarına 22 başlıkla hayatı ve kendi hatalarını anlatıyordu, onlara duyduğu özlemi her başlık sonunda okumak insanı duydulandırıyordu. En çok etkilendiğim kısım soyut demokrasi nasıl olmalı konusuydun; "Sadece evin bembeyaz badanalı duvarlarını göstererek, eğer bu beyaz duvara rengi siyah diyerek bir tartışma başlatmak isterse karşınızdaki bu konuşma demokrasi adına sürdürülemez çünkü; demokrasi gerçekleri saptırmak için kullanılmaz. Ancak bu beyaz duvarın rengine, biraz fildişini andırıyor ya da kemik rengine benziyor deseydi karşınızdaki gerçeklere uygun bir tartışma yapabilirdiniz ve bu demokratik kurallar içinde yapılabilirdi. İşte tamda beni anlatıyordu, umarım sizlerde okuduğunuzda payınıza düşeni alırsınız iyi okumalar. Benimde hayalim kızlarım tıp fakültesini kazandıklarında onlara tüm pişmanlıklarımı ve yapamadıklarımı anlatmak olacak tek bir mektup yazacağım ve sonuda sizi çok seviyorum aşkın tarifi ve aşkın kendisi diyeceğim.
166 syf.
·12 günde·8/10
Okul yıllarımda en sevmediğim dersti tarih... Ne kadar önemli olduğunu anlamak ve okumaya başlamak için 30'lu yaşları beklemem gerekiyormuş ama. Tarih okumaya başladığımda daha da eskilere Homeros'a kadar gitmem gerektiğini gördüm. Oradan felsefeye, oradan mitolojiye derken iş sarpa sardı. O kadar çok şey vardı ki okunacak sıraya sokmak bile aylar sürebilirdi. Biraz oradan biraz buradan derken ilerleme başladı. Başladı ama dünya tarihinde değişen bir şey olmadığını görmek çok ilginçti. Hep derler tarih tekerrür eder diye de okuyunca anlıyor insan, bu derece mi ders çıkartmaz insanoğlu diye. Çıkarmıyor işte.
Ne alakası var derseniz, hep entrika, hep cinayet, hep hırs, kıyıda köşede aşk, kullanılan ve atılan insanlar, herkesten saklanan gerçekler, göz boyamalar.
Emre Kongar, bir sosyolog olarak bu konuyu güzelce deşmiş. Sultan Mehmet zamanındaki bir gizli oluşumun peşine düştüğü sandukanın macerası bu roman. Sandukayı ele geçirmeye çalışırken kaçırılan gerçeklerin kitabı. Kuvvetli bir metafor sanduka. Bir bilinmez, içinde ne var, belge, zehir, vs derken kopup giden gerçekler olduğunu görmek ironik.
Kanımca tek sıkıntısı var kitabın o da dil. Her ne kadar Türkçe yazılmaya çalışılmış ise de eski Türkçe kelimeler hayli fazla kitapta. Molla Hayrettin ile Ebu Cafer'in Gazali özelinde materyalizm tartışması bu sebeple zor anlaşılır ama kısacık bir bölüm.
Beklenmeyen ve keyifli bir Emre Kongar romanı diyebilirim rahatlıkla. Sn. Kongar'ın giriş kısmındaki açıklamalarından sonra "Beyaz Kale"yi aldım (kısa ama Orhan Pamuk diyeyim). Sonraki adım ise "Gülün Adı".
İyi okumalar.
255 syf.
·4 günde
Emre Kongar eğitim amacıyla yurt dışına giden ikiz kızlarına yazdığı mektuplarda , onlara olan özlemini, anılarını, deneyimlerini, bir baba olarak onları büyütürken yaptıklarının sorgulamasını, özlemini, endişelerini, duygularını paylaşmaktadır.

Her mektupta aslında herkesi ilgilendiren sevgi, kıskançlık, cinsellik, yaşamı ertelememe, aşırılıklar, ailede ve ülkede demokrasi, dinleme, şiir, güven, disiplin, sıradan insan olmamak, spor, sağlıklı yaşam gibi yaşamdan satırbaşları var.

Yazarın çocukluğundan, gençlik yıllarından, evlilik, çocuklarıyla anılarından, iş yaşamından sunduğu kesitlerde ele aldığı konularda herkes kendinden bir parça bulabilir.

Yazarın sade, yalın, gerçekçi, içten anlatımıyla mektupların öznesi oluyorsunuz. Hayatta bizi derinden etkileyen, mutluluğumuzu, kişiliğimizi oluşturan unsurları anlatılanlarla değerlendiriyorsunuz. Kendinizi bir kez daha bazı konularda kararlar alırken buluyorsunuz.

Yaşamımı nasıl iyi yaşayabilirim sorusuna yanıt veren rehber niteliğinde bir kitap.
280 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Öncelikle kitabı biraz geç bitirdim bazı bölgelerde anlamada zorluk çektiğim için özellikle sona doğru o yüzden üstünde biraz daha durdum.

Kitap zalimi ve zulmü anlamamız altındaki sebepleri örneklerle çok güzel ele almış ve yazarın ara ara kendi yorumlarını katması aşırıya kaçmadığı için kitaba daha güzel bir hava katmış , ayrıca her konuyla ilgili makale eklemesi de çok iyi olmuş . Sadece sona doğru biraz sıkıcı gelmeye başlıyor buda sanırım başlıkları uzun uzadiya anlatmsından kaynakli.

Yazar zalimi ve zulmü, doğa ,aile ,okul ,eğitim,duygusal tepkiler,kafa yapısı,alt kültür ve benzeri ögeler çerçevesinde irdeliyor ve bizi aydınlatıyor.

Ayrıca her konu başlıkların sonunda soru sorarak kendimizi denetlememizi amaçlıyor.

Yani kitap benim daha çok sorgulmama yardımcı oldu , daha çok sorgulamak, yobazlıltan kurtulmamızı araştirici ruha sahip olmamizi öğütlüyor.

Yani aydınlatan bir kitap okunmaya değer.
189 syf.
·9 günde·Beğendi
Emre Kongar’ın “Kızlarıma Mektuplar” dan sonra okuduğum ikinci kitabı oldu, “Atatürk Üzerine”. Tarih ve siyasetin karması bir kitap olmuş bana göre. Öğrendiğim, yeri geldiğinde öfkelendiğim yeri geldiğinde şaşırdığım; birçok tarihsel gerçeğin anlatıldığı bir yapıt. Mustafa Kemal Atatürk’ün ve başarılarının ekonomi, siyaset, kültür, din, toplum,.. her yönüyle ele alındığı bir kitap.
.
.
.
Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşının, önce yabancı devletlere sonra da içerideki Padişahlık rejimine karşı olduğu vurgulanıyor öncelikle. Bu iki savaşın birincisi top ve tüfekle, ikincisi ise mevcut toplumsal, ekonomik ve siyasal yapıyı demokratikleştirerek vermiştir.

Bunu gerçekleştirmek için de ihtilalci yöntemler kullanmıştır: Dinci-gelenekçi otoriteye dayalı kozmopolit, merkezi bir feodal imparatorluktan, egemenlik temelleri kuramsal olarak halkta ya da millette olan çağdaş ulus-devlete geçmek.

Egemenliği sadece, kuramsal olarak, millete ya da halka mal etmesinin sebebi de, demokrasinin uygulanması için toplumsal-ekonomik ve kültürel koşulların henüz olmamasıdır.
.
.
.
Kitapta “Atatürk Devrimleri”nin de üzerinde durulmuş. Özellikle de yanlış anlaşılanlar ve “anlaşılmayanlardan”. Bunlardan biri de Laiklik.

Laikliğin bölücü değil, tam tersine birleştirici bir işleve sahip olduğu anlatılmış. Laikliğin hiçbir inancın karşısında olmaması ya da tam tersine, her inanç ile birlikte var olabilmesi, devleti, inanç sistemi dışında tutarak, bireylerin vicdan, inanç ve din özgürlüklerinin güvencesini oluşturmasından kaynaklanır.


Atatürkçülüğe de değinilmiş, ne olup ne olmadığı anlatılmış. Günümüzde Atatürkçülük ya da Kemalizmin, asla din düşmanlığı olmadığı; demokratik, çağdaş, çoğulcu, inanç ve vicdan hürriyeti içinde teknolojik bir ilerleme olduğu anlatılmıştır.


Atatürkçülük ve Atatürkbilim arasındaki farka dikkat çekilmiş.
#52028947
Bu farka bakınca kendi açımdan Atatürkçü olduğumu düşünüyorum.

Türk yazarları, çok uzun bir süre, Atatürkbilimci (Atatürkolog) olarak değil, Atatürkçü olarak davranmışlar. Türkiye’nin geçirdiği dönüşüm açısından, zorunlu bir siyasal tutum olarak algılanan bu dönem sırasında, yabancı yazarların, daha çok Atatürkbilimci olarak davrandıkları anlatılmış.
.
.
.

Bazı Atatürkçü çalışmalardan bahsedilmiş. Atatürk döneminin yerli çalışmalarının tümü hemen hemen bu gruba giriyor.

Bu çalışmaların belkemiğini oluşturan yazarlar olarak Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yakup Kadri ve İsmail Habib’i sayabiliriz.

Bunların yanında Prof. Afet İnan ile Prof. Enver Ziya Koral, bize Atatürk’ün dönemini Atatürkçü biçimde aktaran bilimadamlarıdır. Her ikisinin de gerek devrim tarihine, gerek Atatürk’ün kişiliğine ve eylemine ilişkin yapıtları, kimi zaman onları, Atatürkçülüğün de ötesinde, Atatürkbilimciliğe götürmektedir.

Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi Başkanlığı; yazar ayrımı gözetmeksizin, hem Atatürkçü, hem de Atatürkbilimci çalışmaları ortaya koymakta.

Atatürkbilimci çalışmalar olarak da, yabancı bilimadamlarının yaptıkları çalışmalardan bahsedilmiş. Bunlar: Webster’in “Atatürk Türkiye’si”, Allen’in “Türkiye’nin Toplumsal Dönüşümü: Toplumsal ve Dinsel Gelişme” gibi yapıtlardır.
.
.
.
Türk-İslam kültür yozlaşmasından ve Atatürk’ün getirdiği çözümden bahsedilmiş. Atatürk’ün bulduğu çözüm; yozlaşmış bir imparatorluğun, yozlaşmış siyasal yapısı ile bütünleşmiş, bir kültür, İslam kültürü, tümüyle yasınacak; yerine batı kültürü ile, kökleri İslam öncesinde aranan bir Türk kültürü getirilecek.
.
.
.
.
Kongar, Atatürk’ün en az altı boyutta değerlendirmesi gerektiğini savunuyor. Bunlardan:

-Birinci boyut; nesnel (objektif) bilimsel değerlendirme. Atatürk ne yapmıştır?, nasıl yapmıştır?, neler söylemiştir? gibi..

-İkinci boyut; öznel (subjektif) değerlendirme. Burada artık değer yargıları işin içine giriyor.

-Üçüncü boyut; Atatürk’ü kendi zamanı içinde değerlendirme.

-Dördüncü boyut; Atatürk’ün bugünkü koşullar içinde değerlendirilmesi.

-Beşinci boyut; Atatürk’ün salt ülkemiz ve toplumumuz açısından değerlendirilmesi. Ve..

-Altıncı boyut; uluslararası planda değerlendirilmesi.
.
.
.
Kitapta Devletçilik İlkesine de değinilmiş. “Devletçilik” ilkesi ilk kez 1930 yılında ortaya atılmış. Bu uygulamanın, 1930-1939 dönemine özgü olmadığı; Cumhuriyet’in kuruluşundan, günümüze dek uygulanan ekonomi siyasetini simgelediği belirtilmiş.

Devletçilik adı altında yapılan uygulamaların, esas olarak, Türkiye’de gelişmeye yol açmış ve ulusal sermayeyi destekleyerek güçlendirdiği anlatılmış.

Devletçiliğin baş aktörünün İsmet Paşa değil, Atatürk ve Celal Bayar olduğu belirtilmiş. (Ben sadece Atatürk diye biliyordum.)

Devletçilik ilkesi, Atatürk’ün dikte ettirmesiyle, Afet İnan tarafından öğretmen okullarında okutulan yurtbilgisi kitabında “resmen” ilan edilmiş.
.
.
.
Bir de “Milli İrade” konusu var tabi.
1980 darbesi kâbus gibi ülkenin üzerine çöktüğünde, Aziz Nesin’in öncülük ettiği bir grup aydın, sonradan “Aydınlar Dilekçesi” adı ile anılacak bir metin hazırlamışlar ve bunu dönemin “Seçilmiş Diktatörü” Kenan Evren’e vermişler.

Evrensel değerlere göre hazırlandığı için her zaman geçerliliğini koruyan ve koruyacak olan bu metin, özellikle bugünlerde yeniden gündeme getirilmeyi hakediyor.

Sağ iktidarların saptırdığı “Milli İrade” kavramı bu metinde şu şekilde tanımlanmış:

—Milli irade ancak, toplumun bütün kesimlerinin özgürce örgütlenebildiği düzenlerde anlam ifade eder.
Kimsenin siyasal kanı ve felsefi düşüncesinden ötürü suçlanmadığı, hiçbir yurttaşın dinsel inançlarından dolayı kınanmadığı ülkelerde milli irade en üstün güçtür.
Bu üstün gücün meşruluğu, temel hak ve özgürlüklere karşı takındığı tavrı bağlıdır.
Çoğunluk iradesinin özgürce belirlenmesini engelleyen koşullar demokrasiye aykırıdır.
Bunun gibi, çoğunluk iradesini bahane ederek temel hakları yok etmek de demokrasi ile bağdaşmaz.
Tarihsel gelişim süreci içinde demokratik anayasaların amacı, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.
Bireyi devlet karşısında güçsüzleştiren düzenlemeler, hangi ad altında getirilirse getirilsin, demokrasiden uzaklaşma anlamına gelir.
Bu durumda, demokratik yaşamın kaynağı olması gereken Anayasa, demokrasinin engeli olur.
.
.
.
.

Yazar, Türkçe ezan konusuna da ayrıca değinmiştir. Atatürk 1932 yılında, Türkçe ezan okunmasının dinen caiz olup olmadığını tartıştırmış ve caiz olduğunu belirlemiş. Kabul edilen metin şöyle:

Tanrı uludur;
Şüphesiz bilirim, bildiririm:
Tanrı’dan başka yoktur tapacak,
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Haydin namaza, haydin felaha
Namaz uykudan hayırlıdır.

Ama tabi 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, ilk iş olarak ezanın yeniden Arapça okunmasını sağlıyor.
.
.
.
Bu kitap bana çok şey kattı gerçekten. Pek çok şeyi bu kitaptan öğrendim. “Biliyoruz o dönemleri ya” demeyin, inanın bilmediğiniz ve öğrenmeniz gereken çok şey var. Tavsiye ederim. Keyifli okumalarınız olsun..
246 syf.
·5 günde·9/10
Emre Kongar ' in Tarihimizle Yüzleşmek kitabı, bize öğretilen, ders kitaplarında yazılan " resmi tarih" ile, bize öğretilmeyen, eksik öğretilen, ogretilirse sanki bizi küçük düşüreceği, bizden birşeyler götüreceği , degerimizi azaltacağı sanılan gerçek tarih arasındaki farkları, kanıtlarıyla, kaynak göstererek irdeliyor. Bu özelliği ile diğer sıradan saray tarihçilerinin yazılarından ayrılıyor.
Zaten tarihteki yanlışlarla yuzlesemedigimiz için değil mi bunca Türk devleti çöktü. eğer yuzlesebilseydik yapılan hatalar yapılmayacaktı. Avrupa ile arada bunca fark olmayacaktı. Her yönden, teknoloji, kültür, ahlak, siyasi ahlak...gerçi hala ders almıyoruz tarihten , o da ayrı.
Kitapta bugün hala tartışılan kimi güncel sorunlara, kaynak göstererek yanıt veriliyor. Özellikle Türk Arap ilişkilerinin başlangıci ve Ermeni tehciri konuları çok güzel özetlenmiş ve okurun merak ettiği sorular cevap bulmuş. Ermeni tehciri konusunda bizim Osmanlicilar sessiz kalır da cumhuriyetçiler birşeyler çabalar ya en çok ona sasarim ben. Son kısımda ise M. Kemal'in devrimleri gerçekleştirirken nasıl yalnız bırakıldığını okuyacaksınız.

Önyargılı değilseniz eğer Türk tarihi ile ilgili sorulara cevap veren, iftiraları çürüten bu kitap size faydalı olacaktır.
İyi okumalar...
255 syf.
·7/10
Aile büyüklerinin okuması gereken bir kitap gibi görünse de, aslında lise yıllarındaki öğrencilerin okuması için ideal bir kitaptır. Bu kitabı arkadaşım hediye etmişti, okuyunca böyle bir kitabı okuyacak yaşı çoktan geçtiğim için, bana bayağı bir basit gelmişti. Fakat bazı kitaplar yaşında okununca güzeldir. Emre Kongar'ın Kızlarıma Mektuplar kitabı da öyle bir kitap. Daha çok bir babanın eğitim gören kızlarına yazdığı mektupları içeriyor adından da anlaşılacağı gibi. Şunu da söylemeliyim ki, yazarın kalemi sade, anlaşılır ve akıcıydı. Lise çağında okunursa sevilecek türden bir kitap.
255 syf.
Kitabında bireysel yaşam deneyimlerini ,bilimsel bilgi birikimlerini,duygu ve düşüncelerini kızlarına yazdığı mektuplar aracığıyla bütün gençlere,anne-baba ve öğretmenlere aktarıyor...
Kızlarıma Mektuplar Emre Kongar Zehra kara

Yazarın biyografisi

Adı:
Emre Kongar
Unvan:
Türk Toplum Bilimci
Doğum:
İstanbul, 13 Ekim 1941
Prof. Reşit Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, İstanbul), Türk toplum bilimci.
Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan Kongar, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesi'nde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude Kongar'dır.

İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi'nde gören Kongar, 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden mezun oldu. 1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü, 1966 yılında da Michigan Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu, M.S.W derecesiyle bitirdi. 1968 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.1981 yılı Temmuz ayında "Atatürk ve Devrim Kuramlar" adlı takdim teziyle Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nca profesörlüğe yükseltildi.

15 Şubat 1983 tarihinde, askerî rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için üniversiteden istifa etti. 1983-1987 yılları arasında Hürriyet gazetesinde danışmanlık, 1987-1991 yılları arasında ise KAMAR Kamuoyu Araştırma Şirketi'nde yöneticilik yaptı. 17 Nisan 1992 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı. Kasım 1995'de bu görevini bırakıp Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeliğine geri döndü. 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi yayın danışmanlığına atandı. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünde sosyoloji ile Türkiye'nin Toplumsal Yapısı dersi vermekte ve Mehmet Barlas'la birlikte NTV'de Yorum Farkı programını sunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 189 okur beğendi.
  • 2.170 okur okudu.
  • 40 okur okuyor.
  • 993 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları