Ahmet Doğru üzerine bir okuma denemesi
Bazı kitaplar vardır, okunmaz; içine girilir. Cümleleri değil, sessizlikleri duyulur. Sayfaları çevirdikçe değil, durdukça açılır. Ahmet Doğru’nun Bir An Sonsuzluk adlı kitabı da böyle bir kitap. Ne tam anlamıyla bir deneme, ne bütünüyle bir şiir… Daha çok, belleğin solgun ışığında yavaş yavaş beliren bir fotoğraf gibi.
Ahmet Doğru, her zamanki gibi taşranın kıyısından sesleniyor. Gürültüden uzak, insanın kendi kalbine çekildiği o sessiz coğrafyadan. Zamanı ölçüyle değil, sezgiyle kavrıyor; geçmişi bir hatıra değil, bir nefes gibi görüyor. Onun yazısında taşra bir yer değil, bir ritimdir. Rüzgârın yönüyle değişir, iğde kokusuyla yankılanır, ceviz yapraklarının alkışıyla anlam bulur.
“Bir an” diyor Doğru, “bazen bir ömürdür.” Gerçekten de öyle. Bu kitapta her “fotoğraf”, zamanın kısa bir durağında çekilmiş gibidir. Ama o anların her biri, içinde koca bir hayatın titreşimini taşır. Bir çocukluk öğlesi, nenesinin narlarını avuçlayışı, apartmanların arkasında kalmış bir ışık... Hepsi geçmişe değil, insanın içine doğru bakar. Çünkü yazar bilir ki: hatırlamak, geriye dönmek değil, derinleşmektir.
Doğru’nun cümleleri sade ama derindir. Bir kelimenin içinde bile yankı bulur insan. “Zaman konuşmaya devam eder” derken mesela, fotoğrafın donmuşluğuna değil, onun içindeki sızıya işaret eder. Çünkü Bir An Sonsuzluk, aslında fotoğrafın suskun yüzeyine dokunan bir hatırlama kitabıdır. Her sayfada, zamanı durdurmanın beyhudeliğiyle, hatırlamanın zarafeti iç içe geçer.
Kitapta dikkat çeken bir başka damar da sessizliktir. Yazar, çok konuşmaz; daha çok dinler. Doğayı, zamanı, belleği, hatta yokluğu bile. Bu yönüyle Doğru’nun yazısı, bir tür içsel dua gibidir. Sözcükler yavaş akar, ama durdukları yerde yankı yapar. Okur, bu sessizliğe kendi