Düşenlerin, sürülenlerin, yersiz yurtsuz bırakılanların, içlerinde bir anda "tık" diye bir şeyler kopanların, acımasızca işleyen bir çarkın dişlilerinde öğütülenlerin son sığınağıdır sokak. Orada insan olmanın/insan kalmanın, dayanışmanın, bir dilim ekmeği paylaşmanın mutluluğu da yaşanır; yüzüstü bırakılmanın, tepetaklak yere çakılmanın acısı da. İnsanların en güzel hallerine de tanık olunur, en kötücül hallerine de. Ama sokağın "sesine" kulak vermek değildir aslolan, o "sesin" bizzat kendisi olmaktır. Sokak özgürlüktür çünkü, özgürlük sokaktadır.
Sonra bir gün anneler de ölür
Böcekler ve kertenkeleler ölür
Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca
Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür
Sonra o gün çocuklar da ölür.
Arkadaş Z. Özger
Doğudan gelen çocuk fısıldar
elinde çıngırağı
peşinde atlılar
"gitme kurbanın olam"
göz gez arpacık
nişanlıyız ölümle, genciz daha
nişancıdan habersiz, terliyiz bir halayda
fısıldar: "gitme"
ölmeyi bilmiyoruz henüz sevişmeyi de
acemiyiz
sabahları dinsiz uyanıp
her gün Cuma'ya giden
akşamları İsa'ya yalvarıp
Musa'dan medet uman pezevenklerin
çeşmesinden su içmeyi de
petrol mavisi kravatları
ve rugan pabuçlarıyla
silah tüccarı yavşaklardan alınmış
namlunun kokusunu da
bilmiyoruz henüz
bana bilmediğim bir küfür söyle
doğudan gelen çocuk, gitmem
eğer güneşse adın
sanki
aşkı da bilmiyoruz
sefil, perişan olmak sanıyoruz
basur olsak aşktandır diyoruz
daha çok genciz
yasaksız bir nefes tatmadan gidiyoruz
"gitme" diyor, kesin güneştir adı