Çünkü eğer bu dünyada bir
yerlerde, insanlar çocukları bombalıyorsa, bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer
bir yerlerde, başka çocuklar açlıktan geberip gidiyorsa, bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi
kokardı. Ve çocukların burunları bu kokuları alır, ergen öfkesi olarak da geri verirdi. Ta ki burunları yetişkin uysallığıyla tıkanana kadar.
Gülüyordu Derdâ. Gözyaşları kahkaha atan dudaklarından damlıyor ama kimse görmüyordu. Stanley'nin de bir zamanlar sözünü ettiği gibi, Derdâ, aslında, ne yürüyor ne de koşuyordu. Şehrin ışıklarının altında, rengarenk bir kelebeğin siyah gölgesi gibi uçuşuyordu.
yarım kaldı kelimesi. hayatı, kızgınlığı ve her şeyi yarım kaldı. çarpmaktan yorulmuş kalbi, ete saplanmış mermi gibi
durdu. gitse, daha giderdi ama karşısındaki de oğluydu. delip de geçemedi.