“Ben bu kadına âşık oldum. Bir anda farkına vardı Sumire. Şüphe yok (buz soğuktur, gül kırmızı). Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Bana tek bir seçme hakkı bile verilmiş değil çünkü. Sürüklenip götürüldüğüm yer bugüne değin hiç görmediğim özel bir dünya olabilir. Belki de çok tehlikedir. Orada gizlenmiş olan şeyler beni derinden, öldürücü şekilde yaralayabilir. Şimdi sahip olduğum her şey elimden çıkıp gidebilir. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de.”
“ “Benim annem nasıl birisiydi?” diye sormuştu. O konuşmayı açık seçik anımsıyordu.
Babası uzaklara bakmış ve bir süre düşündükten sonra yanıtlamıştı. “Hafızası çok kuvvetli biriydi, elyazısı da çok güzeldi.”
Bir insanı tasvir etmek için tuhaf bir yoldu bu. Bana göre, o sırada küçük kızının yüreğinin derinliklerine işleyip orada kalacak bir şey söylemeliydi. Sumire’nin sonradan içini ısıtmak için kullanacağı, besleyici sözler. Bu güneş sisteminin üçüncü gezegenindeki temeli belirsiz yaşamını destekleyecek, bir eksen, bir sütun oluşturacak sözler. Sumire, bembeyaz not defterinin bir sayfasını açıp öylece bekledi. Ama ne yazık ki (böyle demeli değil mi, yani) Sumire’nin babası bu tür sözleri söylemeyi becerebilen biri değildi.”
Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, o, iflah olmaz bir romantikti;
dik başlı, alaycıydı, daha net ifade edersem, dünyada
olup bitenlerden bihaberdi. Bir kez konuşmaya başladı
mı susmak bilmezdi, ama aklının uyuşmadığı kişilerin yanında
(diğer bir deyişle dünyadaki insanların tamamına yakını
karşısında) ağzını bıçak açmazdı. Aşırı miktarda sigara
içer, ne zaman trene binecek olsa biletini kaybederdi. Aklına
bir şeyler takılmayagörsün yemek yemeyi bile unuturdu. Eski
İtalyan filmlerinde gördüğümüz, küçük savaş dönemi çocukları
kadar zayıftı; gözleri kocaman kalmıştı. Sözcüklerle
ifade etmek yerine bir fotoğrafla anlatsam daha anlaşılır
olurdu ama ne yazık ki elimde bir tane bile fotoğrafı yok. Fotoğraf
çektirmekten resmen nefret ediyordu, geride Sanatçının
Bir Genç Kadın Olarak Portresi'ni bırakmaya hiç mi hiç
niyeti yoktu. Elimde o günlerdeki Sumire'nin bir fotoğrafı olsaydı,
bu kesinlikle bazı insanların ne kadar özel olabileceğine
dair ender kayıtlardan biri olurdu diye düşünüyorum.
22 yaşının baharında Sumire hayatında ilk kez aşık oldu.
Geniş bir ovada dosdoğru ilerleyen bir kasırganın şiddetine
eşti bu aşkın yoğunluğu. Arkasında hiçbir şey bırakmıyordu;
yolunun üstüne çıkan her şeyi alaşağı ediyor, tutup
göğe savuruyor, akıl almaz bir şekilde parçalara ayırıp un
ufak ediyordu.
"'Baksana' dedi Sumire. Sonra St. Petesburg treni gelmeden önce yaşlı istasyon görevlisinin demiryolu geçidini kapatırkenkine benzer hassas bir an boyunca bekledi. Ardından, 'Bunu söylemek aptalca gelebilir ama ben aşık oldum' dedi."