Filistinli katillerin acımasızlığından söz eden kendilerinden pek hoşnut hanımlar ve beyler, aynanın karşısına geçip kendileri işgal altında yaşasalardı ne yaparlardı, bir sorsunlar. Kendi adıma diyebilirim ki, ben, İzak Frankenthal, eğer işgal altında yaşıyor olsaydım mutlaka bir özgürlük savaşçısı olur, elimden geldiği kadar çok işgalciyi öldürmeye çalışırdım. Filistin halkını dur durak bilmeden bizimle savaşmaya iten bizim ikiyüzlülüğümüz; askerlerimiz masum çocukları katlederlerken, askeri ahlakımızın çok yüksek kriterleriyle övünmemize izin veren de yine bizim ikiyüzlülüğümüz. Bu ahlaki çöküntü elbette çok yakında toplumun çürümesine yol açacak.
Filistinliler, saldırmaları gereken hedefin İsrail’in ekonomik çıkarları olduğunu anlamıyor. Ahlaki planda mücadele etmek, maruz kaldıkları haksızlıkları anlatmaya çalışmak onlara hiçbir
yarar sağlamıyor! İsrailliler kendilerini her tür ahlaki eleştirinin üstünde görüyor, bunlar onlar vız geliyor. Tepkilerini görmüyor musunuz, Birleşmiş Milletler ya da herhangi bir devlet ağzını açmaya görsün, hemen ‘Siz kim oluyorsunuz da bizi suçluyorsunuz? Asıl kurban bizleriz, unutmayın bunu, sizler birer Yahudi düşmanısınız, yeni bir soykırım mı istiyorsunuz?’ deyiveriyorlar. Böylece herkesi susturuyorlar!
Şu adam bizim sokakta oturuyor. Adı Itamar. Zavallı bir adam, hayatta hiçbir şeye sahip olmamış, evlat edinilmiş, içi nefret dolu. Böyle çürümüş topraklarda ancak zehirli çiçekler yetişebilir... Bu tür adamların sözlüğünde “görüşme” sözcüğü yoktur, o sadece “öldürmek” sözcüğünü bilir. İdeal dünya dendiğinde, aklına sadece Araplardan arınmış bir dünya gelir, bir atom bombası atıp hepsinden kurtulmayı düşler. Onun hasta kafasında Yahudi olmayanın yaşamaya hakkı yoktur. Altmış sene önce dünyaya gelseydi, akla gelebilecek en kötü Nazi olurdu. Üstelik ne yazık ki tek değil, onun gibi olan o kadar çok insan var ki!
Kültür Bakanlığı’nda ve diğer bütün bakanlıklarda, hepimiz yıllarımızı bir ülke kurmaya harcadık ve şimdi her şey-yerle bir oldu. Aslında nasıl silah getirtebiliriz, nasıl gerçek bir direniş oluşturabiliriz diye düşünmemiz gerekirdi. Çok saf davrandık, İsrail’in vaatlerine inandık, topraklarımızı geri vereceklerini sandık.
Öleceğimi biliyorum; bugün olmazsa, yarın ya da bir ay sonra, ne fark eder? Fark eden şey, ne şekilde öleceğim; bir savaşçı gibi vuruşarak mı, yoksa bir korkak gibi bir evin içinde
kendimi korumaya çalışarak mı?