Her gün yaşıyorum ve bu, dünya üzerinde cehennemi yaşamak gibi bir his. Bulunduğun her kalabalığın içinde, bir daha asla göremeyeceğini bilerek yine de o yüzü aramak.
Aramızda bir şeyler geçti. Bir çeşit kabullenme. Ben onu bir pislik gibi davrandığı için affetmiştim ve o da beni farkında bile olmadığı şeyler için affetmişti. Korkunç şeyler için. Onun içini rahatlatabilecekken rahatlatmadığım için. Tüm gerçeği ondan sakladığım için. Kendime söylemekte usta olduğum yalanları ona yutturduğum için.
Kendime bir gelecek inşa ediyor, seçtiğim ve beni seçen insanlara sırtımı dayıyordum. Bunun sonunda artık beni seçmedikleri bir gün gelirse... Eh, bunun benimle alakası yoktu. Korkunç kötülükte bir şey yapmadığım müddetçe birinin gitmesi benim suçum olmayacaktı. İnsanlar kendi kararlarını verebilirlerdi ve bazen o karar beni geride bırakmayı içerebilirdi. Bu kötü bir insan, arkadaş, evlat, kız kardeş veya sevgili olduğum anlamına gelmezdi. Sadece artık yolculuklarının parçası olmadığım, onların da benim yolculuğumun parçası olmadıkları anlamına gelirdi. Herkes yoluna devam edip gelişebilirdi.