Hayat, bir çatının kenarında yürüdüğümüz uzun bir yol. Doğduğumuz andan beri yürüyor, yürüyor ve yürüyoruz ama bazen, bazılarımız, kendini o ince yoldan aşağı düşerken buluyor. Bazıları bunu kendi seçiyor, bazıları bunu seçmeye zorlanıyor. Kellan belki buna zorlandı, belki de bunu kendi seçti, bilemeyiz. Ama bileceğimiz bir şey var ki o da o gün, o çatıdan atladığında, kendiyle birlikte üç kişiyi daha öldürdüğü. Artık hayatta olmayan ve acı çekmeyen Kellan'ın aksine, öldürdüğü diğer üç kişi nefes almaya ve acı çekmeye devam etti. Ta ki birbirlerini iyileştirene kadar...
Sevgiler Venom, beni çok derinden etkileyen bir kitap oldu. Her ne kadar bu hikaye Charlotte'un hikayesi olsa da bana bu kitabı okutan şey Kellan'dı. Dünyayı onun gözünden görmeyi, Sevgiler Venom'un onun kaleme aldığı halini okumayı, eğer hayatta olsaydı nasıl bir yetişkine dönüşeceğini görmeyi çok isterdim. Charlotte ile Tate'in birbirlerinin yarasını sardığını ve mutlu olduklarını biliyorum ama Kellan ölmeseydi, kesinlikle Tate ile olduğundan çok daha "fazlası" olurlardı. Aralarındaki ilişkinin boyutu çok daha özeldi bence. Çok daha derindi...
Kitapta beni ağlatan pek çok yer oldu (Hepsinin Kellan ile ilgili kısımlar olduğunu söylememe gerek yoktur umarım?) Sadece bir yer vardı ki, belki pek çok okuyucu için önemli bir an değildir ama, Kellan'ın kitabının beş büyüklere satıldığını öğrenince babasının "oğlum benim, oğlum benim, canım oğlum..." diye tekrarlaması... Keşke bu çocuk hayatta olsaydı da kahramanı olan babasının kendisiyle ne kadar gurur duyduğunu görseydi... Herkese şiddetle öneriyorum, okuyun, okutun.
10/10