Herkesten önce dağa ben çıktım. Kamptan kaçtım, bana yetişemesinler diye gittikçe daha hızlı yürümeye başladım, zirveye ilk ben ulaşmalıyım, orada yalnız olmak istiyorum.
Tırmanıyorum, tırmanıyorum, ne kadar da zormuş.
Dağ çok yüksek.
Zirveye ulaşıyorum, yalnızım, yüksekte yalnızlığımın tadını çıkarıyorum.
Nefes alamıyorum, manzara soluğumu kesiyor, çok güzel, ama yanımda "ne kadar güzel" diyebileceğim kimse yok.
Haykırıyorum: "Yalnızım."
Yankılanan sesimden gelen yanıt: "Ben de."
Tek başımayım, bundan şikayet edecek değilim, kendimle baş başayım. Kendimle hiç baş başa kalamayabilirdim, işte o zaman sonsuzlukta kaybolmuş olurdum.
Gerçek anı ile uydurulmuş anı arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Eskici pazarını andıran, belli bir düzeni olmayan o karmakarışık yaşlı zihnimde rüyada görülenler ile yaşanmış olanlar birbirine karışıyor.