Her
günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş... Ve
de bağırmak:“Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!” Ve de susmak:
Nerede diriliş yok, ben orada olacağım...
Peki, bir korkaktan canavar olur muydu?
Tabii ki! Hatta galiba sadece korkaklar canavar oluyordu. Yaşayan
kanıtıydım bunun. Talaştan midemin bulanması da bu yüzdendi. Çünkü ben
talaştım. Toz ve kıymık. Dünyayı benimle örtseler, geriye tek bir iz
kalmazdı... Denedim. Kendimi o kadınların üzerine defalarca serptim ve
hepsini yok ettim.
Belki de
olması gereken buydu: Bütün dünyaya talaş dökmek! Böylece o dünyanın
her yerinde, bıçakla, kılıçla ya da bir mermiyle dökülen bağırsakları; bir
copla, bir sikle ya da üç parmakla tecavüze uğrayan kızların kanlarını
temizlemek daha kolay olurdu. Çünkü talaş sihirliydi! Her şey onun içine
çekilip kaybolur ve tek bir süpürge hamlesiyle uçuşur giderdi. Talaşın tek işi
buydu: Boktan bir geçmişi emmek ve daha da boktan bir geleceğe zemin
hazırlamak...
Hayat Fiziğine Giriş:
Her doğum, en az iki ölüm eder. Biri yaşamak, diğeri yaşatmak isteğine
bağlı, iki ölüm.
Ancak hayata gelenin, hayatta kalması için, o ölümler sayesinde nefes
aldığından habersiz olarak yaşaması gerekir.
Aksi takdirde, söz konusu kişi bir savaştan ibaret olur ve her gün içinden
ölü çıkar.
Evet, belki benim adım Gazâ...
Ama hiçbir zaman intihar etmeyi düşünmedim.
Sadece bir ara... Hissettim.