Aşkı açılan her kapıdan bir felaketin gireceğine dair sarsılmaz bir inancı vardı. Pek haksız da sayılmazdı hani. Yolu aşka uğrayıp da bedbaht olmamış tek fert yoktu ona göre dünya yüzünde.
(...) kalbinde taş gibi bir acının ağırlığıyla yaşadığından olacak gözlerinde daima kederli bir bakış asılıydı. Hep aynı gözlerle bakardı hayata: Kazalı belâlı yolları kaza belasız atlatmayı, eylemekten çok eylememeyi başaranların çorak bakışı. Yaşanmamıştan çıkarılan gururun acı tacı.
Neyyire Hanım'ın aynalarla arası iyi değildi. Evindeki en büyük ayna işte şu yarım aynaydı ve aynalarla arasından su sızmayanlardan da hiç hazzetmezdi. Ona göre, aynalar hiç tekin şeyler sayılmazdı. İnsanı olduğu gibi gösterse de canını, ruhunu yansıtmayan bu yüzeylerin önünde fazla durmaya gelmezdi ve insanın kendi şekli şemailiyle fazla uğraşması da hayra alâmet değildi. Ayna işte!
Mücellâ ilk kez kendi yaşadığının dışında başka hayatlar,başka insanlar,bambaşka yerler olduğunu fark etti. Şu gemiye binen yolculardan biri de o olsa Bunu düşündü.İçinden ilk kez belki kıskançlığa değil ama imrenmeye benzer bir duygu geçse de devamını getiremedi.