Dümen suyumuzsa yakamozlanarak yer yer yıldız girdapları ve fırıl fırıl dönen alev topaçları halinde gerimizde uzuyordu.Yıldızlar saf saf,sağnak sağnak doğuyorlardı.Gök de Deniz gibi bir parıltı deryası oldu.Doğu ağardı,ay doğdu.Gecenin gece denecek yeri kalmadı.Bu başka bir gündüzdü.Her günkü dünyanın değil,başka bir âlemin gündüzü.
Kayığa baktım ,pembe yelkenlerini kuğu göğsü gibi kabartarak ve uzun gölgesini kararıp menekşe rengi alan sulara salarak , sanki başka bir renk âlemine gidiyor ve batının engine açılan kapısına doğru yol alıyordu.O an ,bütün yaradılışta bir duraklama vardı.Ne bileyim,düşünceli bir hal o !O lahzadaki güzelliklere kıyas, resimlerini gördüğümüz taşlı ve tahtlı imparator ve krallar birer soytarı kadar olamadıkları gibi; imparatorlukları da, karşımızdaki azametin muvacehesinde birer çöplük mesabesinde kalırlardı.
Geceyi Engin dolanışıyla samanyolu kuşatmıştı.O an,biz Ege balıkçıları artık şuralı veyahut buralı değildik ;kâinatın temasını derilerimizin üzerinde duyuyorduk,kâinatlıydık artık.Denizlerle,dağlar taşlar ve yıldızlarla birlikte hep çocuktuk...