Nora’nın aklınaCamus’nün bir sözü geldi.
Nelerin ilgimi çektiğini tam olarak bilemeyebilirim ama nelerin çekmediğinden kesinlikle eminim.
Varoluşçu felsefeyi düşünmesi ve zihninde tam da bu sözün belirmiş olması, gece vakti atıldıkları bu maceranın gidişâtına dair iyi bir işaret olmayabilirdi.Ama Camus aynı zamanda, “Başıma bir şey gelecekse, orada olmak isterim,” de dememiş miydi?
“İnsan” diye yazmıştı Thoreau Walden’da,”hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır.” Aynı zamanda bu başarının , yalnız kalmanın bir ürünü olduğunu gözlemlemişti.”Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım.”
Kutuptaki manzara ona her şeyden önce gezegenlerin birinde yaşayan bir insan olduğunu hatırlatmıştı. Hayatta yaptığı her şey— satın aldığı , uğruna çalıştığı , tükettiği hemen her şey— onu kendisinin ve bütün insanların,dokuz milyon türden yalnızca biri olduğunu idrak etmekten bir adım daha uzaklaştırmıştı.
Yaşam ağacından birçok dinde ve mitolojide de söz edilir.Budizmde, Yahudilikte, Hristiyanlıkta.Ağaç metaforunu birçok felsefeci ve yazar da kullanmıştır.Sylvia Plath için, varoluş bir incir ağacı ve olası bütün hayatlar— evli ve mutlu olduğu, başarılı bir şair olduğu hayatlar— olgun ve tatlı birer incirdi ama Plath o olgun ve tatlı incirlerin tadına bakamıyor, meyveler göz göre göre çürüyüp gidiyordu.Yaşamadığımız onca hayatı düşünmek, insanı delirtebilir.