Beni umut sarıp sarmalayacak, hakikate olan tutkum ayakta tutacak, iyiliğime olan inancım güçlendirecek; kimisinde yalanlar, bende gerçekler kalacak ve zaman beni de yeniden oluşturacak. Bahçelerime yeniden çiçekler, ciğerime yeniden nefes.. Zihnime bir rüzgar esecek serinlikten. Kırgınlıklarımsa hep kalacak, yüzüme yüreğime çarpa çarpa yeniden ve yeniden başlamak için tesellim olacak.
Ne garip şey kırgınlık: Damdan düşer gibi ortada, kendi tükürüğünde boğulur gibi hayret içinde, çölde bir başına açan çiçek gibi kederli. Kime desen, nasıl desen, neyi desen meçhul olan. Acın unutulur, kızgınlığın söner, sözün döner, yeminin bozulur ama kırgınlığın içini yer durur. Mağrur bir iç çekiş, pişman bir diyemeyiş, akamayan bir gözyaşı, bir içine atmışlıktır kırgınlığın. Söylesen anlaşılmaz, söylemesen var olmaz. Bir of desen çıkıverecekmiş gibi ama bir of desen üstüne kalacak.
Biz, kadınlar, herhangi bir nedenle şiddetten nasibimizi alabileceğimizin bilinciyle ve adımızın her an bir hashtag’e dönüşebileceği gerçeğiyle yaşarken “dini bütün” kocaman bir ataerkil yalanın karın boşluğuna yumruk atmayı ihmal etmeyen Firdevs’in eskimeyen cesaretinden beslenebiliriz.
Savaş, kıtlık ya da salgın hastalık sonucu yaşamlarını yitiren şehitlerin ruhları için istekle dua ederken görürdüm onları. Başlarını yere eğip, korku ve etin dolgunlaştırdığı popolarını kaldırarak secdeye varırlardı. “Yurtseverlik” sözcüğünü her andıklarında aslında Allah’tan korkmadıklarını, kafalarındaki yurtseverlik kavramının yoksulun, zenginin toprağını, onların kendi toprağını savunmak için ölmesi gerektiği anlamına geldiğini hemen anlardım, çünkü yoksulun toprağı yoktu.