Melankoli. Bu kitabı tanımlamam için eğer tek bir kelime gerekseydi bunu kullanırdım. Sevgili Yozo, bahsi geçen kitabımızın ana karakteri. Bana pek çok değeri ve yargıyı gözle görülecek şekilde sorgulattı.
Kitabı okurken çoğu cümlenin altını çizmek, oradan çıkarıp beynime yapıştırmak istedim. Bence ana karakter Yozo şaklabanlık adı altında palyaçoluğu hayatının orta yerine yerleştirerek yaşamaya çalıştı. Yüzünde kendisinin bile tanıyamadığı bir maske ile sorunlarını çözebileceğini sandı. Genel olarak içsel sorgulamadan kaçtığını ve mizah ile üzüntülerini, problemlerini kapatmaya çalıştığını gözlemledim. Her ne kadar kendisine bunun iyi geldiğini düşünse de asıl onu çökerten buydu.
Bir şeyler için çabalamak, uğraşmak ve bunlar uğruna efor sarf etmek tamamen Yozo'dan uzak şeylerdi ve ben burada kendimi Yozo ile içselleştirdim. Yozo'nun bir çok insan tarafından sevilmesi ama bunun karşılığını veremediğinin bilincinde olmasını kendime fazlasıyla yakın hissettim.
Yozo'nun yanında hep birileri vardı. Ortam ve isimler değişiyordu. Ama Yozo'nun yalnızlığı hiç değişmiyordu.
Toplum üzerine ağır eleştiriler bulunuyordu kitap içerisinde. Toplumun varlığı Yozo'nunda etkilendiği gibi bir çok kişiyi kötü etkiliyor bence. Toplumun bize direttiği şeyler bireyselliğimizi yitiriyor. Varlığımızı soyutluyor, direnme irademizi sönükleştiriyor. Bir birey olmaktan ziyade toplumun parçası olmaya çalışmamız hepimiz de, ben aslında kimim? Sorusuna peydah oluyor.
Yozo kendisinde bulamadığı sevgiyi bunun bilincinde olmadan hep başkalarında aradı. Hatta o kadar kendini kaybetti ki artık ilişkilerinde sevgi bulamaz oldu. Hayır diyebilmenin önemini tekrar hatırlattı bana. Bencil gibi dursa da Yozo kendini genelde hep geri planda tuttu. Bana sorarsanız hâlen Yozo'nun önceliği ne idi çözememiş