Bana Dokunma Serisi Vakit Kaybı mıı??
Arkadaşlar bir sorum olacak sizee Bana Dokunma serisini okumamı önerir misiniz çok uzun geliyor bir de olumsuz yorum yapan da çok var, öyleyse vakit kaybetmeyeyim diyorum. Booktok'ta abartılan ama abartıldığı kadar güzel olmayan kitaplardansa hiç okumayayım. Kitap zevki bana yakın olan biri cevaplasa süper olur 🌱
1000Kitap
Milyarder Peter Thiel’ın Gizli Ağı "Dialog" İfşa Oldu
''Milyarder Peter Thiel’ın Gizli Ağı "Dialog" İfşa Oldu: Dünyayı Yönetenlerin Bilgileri Sızdı! Silikon Vadisi’nin en gizemli ve elit organizasyonlarından biri olan, milyarder Peter Thiel’ın kurduğu "Dialog" ağı, büyük bir veri sızıntısıyla sarsıldı. Yıllardır basından ve kamuoyundan tamamen saklanan ağın üye listesi, özel yazışmaları ve hatta katılımcıların "aşk arayıp aramadıklarına" dair kişisel tercihleri internete düştü. 17 Haziran 2026 — PayPal ve Palantir’in kurucu ortağı, teknoloji milyarderi Peter Thiel ile Silikon Vadisi yatırımcısı Auren Hoffman tarafından 20 yıl önce kurulan ve bugüne kadar tek bir internet sitesi bile bulunmayan süper-gizli "Dialog" ağı, tarihinin en büyük krizini yaşıyor. İş, akademi ve siyaset dünyasının en güçlü isimlerini bir araya getiren ve medyadaki gizemi nedeniyle sık sık "Bilderberg Grubu" ile kıyaslanan organizasyon, siber güvenlik dünyasının yakından tanıdığı bir araştırmacının sızıntısıyla tamamen deşifre oldu. Güvenlik Açığı Skandalı Doğurdu İsviçreli ünlü siber güvenlik araştırmacısı Maia Arson Crimew (2023 yılında ABD hükümetinin "uçuş yasağı" listesini ortaya çıkaran isim) tarafından tespit edilen veri sızıntısı, sadece üyelere açık olan kapalı devre internet sitesindeki bir kod açığından kaynaklandı. Sızıntı, organizasyonla bağlantılı 113 nüfuzlu liderin ismini, kişisel e-posta adreslerini ve telefon numaralarını gün yüzüne çıkardı. Sızan belgeler arasında, grubun önümüzdeki Ağustos ayında İrlanda’nın başkenti Dublin’de gerçekleştirmeyi planladığı gizli zirveye ait "Katılımcı Profilleri" de yer alıyor. Listede Kimler Var? Sızan veri tabanında, isimlerin organizasyondaki tam rolleri (üye, konuk veya konuşmacı) net olarak belirtilmese de dünya çapında tanınan çok sayıda popüler ve siyasi figür yer alıyor: *Scott
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zeka, bir hedefe ulaşmak için en verimli yolu bulma becerisidir; ancak bu hedefin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu belirleyen şey zeka değildir. Bu, etik pusula veya vicdani olgunluktur. Bir insan çok yüksek zekaya sahip olabilir ancak empati yoksunluğu varsa, bu zeka sadece kendi çıkarlarını maksimize etmek için bir araç haline gelir. Sistemsel güçlerle (yönetimler, dev şirketler vb.) birleştiğinde ise bu durum, senin de ifade ettiğin gibi geniş kitlelere yayılan bir zarar verme mekanizmasına dönüşebilir.
Ulus-ötesi sermaye gruplarının, finans kapitalin ve lobilerin Amerikan iç siyaseti ile devlet kararları üzerindeki gücü, Amerikan siyasal sisteminin genetik kodlarında yer alan "yasal rüşvet" ve "kurumsallaşmış nüfuz" mekanizmalarına dayanır. Bu mekanizma, Amerikan anayasasının "hak arama" özgürlüğünü düzenleyen meşhur Birinci Maddesi arkasına gizlenerek, zamanla küresel sermayenin Washington’ı rehin aldığı devasa bir endüstriye dönüşmüştür. Amerikan siyasetinde paranın ve lobilerin rolü her zaman büyüktü; ancak sistemin tamamen kontrol dışı bir sermaye canavarına dönüşmesi, son yarım yüzyıldaki üç büyük kurumsal ve hukuki kırılmayla gerçekleşti. 1970'lere kadar sendikalar ve yerel gruplar siyasette daha etkiliydi. Ancak 1971 tarihli Federal Seçim Kampanyası Kanunu (FECA) ile Siyasi Aksiyon Komiteleri (PAC) yasal bir statü kazandı. Büyük şirketler ve finans çevreleri, adaylara doğrudan para aktarmak yerine bu komiteler üzerinden organize fonlar sağlamaya başladılar. Sermaye, dağınık halden kurumsal birer siyasi baskı unsuruna evrildi. Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin 2010 yılında verdiği "Citizens United v. FEC" kararı, ulus-ötesi sermayenin önündeki tüm yasal barajları yıktı. Mahkeme, şirketlerin ve sendikaların siyasi kampanyalara harcadığı parayı bir "ifade özgürlüğü" olarak kabul etti. Bu kararla birlikte "Super PAC" adı verilen yapılar doğdu. Super PAC'ler, bir adayın resmi kampanyasına doğrudan nakit veremezler ama o adayı desteklemek veya rakibini karalamak için sınırsız ve ucu açık harcama yapma hakkına kavuştular. Bu, küresel finans kapitalin Amerikan seçimlerini açık artırmayla satın alabilmesinin önünü açtı. Günümüzde ulus-ötesi sermaye, paranın kaynağını gizleyen kâr amacı gütmeyen vakıflar (501(c)(4) kuruluşları) üzerinden siyasete yüz milyonlarca dolar
1000Kitap
Bir mucizeye nasıl baktığın, onu sıradanlaştırıp sıradanlaştıramayacağını belirler; ama o, senin yorumundan bağımsız olarak zaten mucizedir. Beyin her geçen gün daha çok kaotikleşir ve gelişir. Bir gün, duymak istemeyen kulakların ve görmek istemeyen gözlerin var olma olasılığı, bugün bildiğimiz şeylerden katbekat fazla olabilir. Farklı biyokimyalar, farklı algılar ve farklı gerçeklikler ortaya çıkacaktır. Her şey değişir; değişmeye mecburdur. Bir süper insanın, bir üst-varlığın ya da bir süper humanoidin tamamen nötr olması gerekir. Geleceğin gelişmiş zihinleri, ne kadar karmaşık çıkarımlar yaparsa yapsın, ne kadar çok oyun kurarsa kursun, süperliğin gerçek kademesi nötr olmaktan geçecektir. Evet, buna eminim; süper olmak, nötr olmakla eşdeğerdir. Herkesin herkesin düşüncesini okuyabildiği bir çağın gelmesi, geleceğin kendisi demektir. Ve o gelecekte nötr olmak bir tercih değil, bir zorunluluk olacaktır. Bu bir döngü olmalı; eğer değilse, ortaya çıkacak sonuç fazlasıyla trajik olur. Belki de bunların hepsi çoktan yaşandı ve bitti. Belki bir yansımanın içindeyiz, belki de bir hayalin. Eğer öyle değilse, bu büyük trajediden sağ çıkabilenler az sayıda olacak; geriye ise yalnızca saf gerçekliklerle yüzleşenler kalacaktır. O_o
Part 2 - İslam'ın Arefesi
"Her şey ancak bu kadar kötü olabilir!" dedirtecek türden bir karanlığın ortasındayız. İmparatorluk, tarihçilerin deyimiyle "0. Dünya Savaşı" diyebileceğimiz bir savaşın tam ortasına düşmüştü. 602 yılında Sasanilerle başlayan ve 26 yıl boyunca Mezopotamya’dan Anadolu’ya kadae uzanan bu korkunç savaş, kadim iki süper gücü birbirinin gırtlağına sarılmış bir şekilde uçuruma sürüklüyordu. ​Persler, Romalıları art arda ağır yenilgilere uğratmıştı. 614 yılında Kudüs'e girdiklerinde sadece altın değil, Hristiyan dünyasının kalbini de söküp aldılar; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan, Roma’nın en büyük manevi dayanağı olan "Gerçek Haç"ı ve kutsal emanetleri çalıp kendi topraklarına kaçırdılar. 619’da Mısır’ın tahıl depoları Perslerin eline geçmiş, 622’ye gelindiğinde ise Persler Konstantinopolis’in karşı yakasına, Kadıköy'e kadar işgal etmişlerdi. Surlara ise Avarlar dayanmıştı. Şehrin içinde tam bir kıyamet havası hakimdi. Roma’nın cenaze marşını çalıyordu. Slavlar Trakya’yı yağmalıyor, Avarlar surları kuşatıyor, Persler ise boğazın karşısına geçmeye çalışıyorlardı... Roma’nın sonu gelmişti. ​Peki durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Dışarıdan bakıldığında evetti ama iyi bir göz önemli bir ayrıntıyı fark edecektir, fark etti de. Aslında bakılırsa Persler ülkelerinden uzaklaşarak ilk kumarı oynamıştı. Pers ordusu, başkentlerinden binlerce kilometre uzaktaydı ve bu ikmal hattı, bir ağdaki en zayıf bağlantı gibi kırılgandı. Ve en önemlisi Romalıların müthiş bir avantajı vardı: Donanma Gücü. Sasanilerin bir tane bile gemisi yoktu. Onlar karanın efendisiydi, ancak denizler hala Roma’nındı. ​Herakleios, patrikle anlaşıp kilisenin altınlarını, hatta meydandaki heykelleri bile eritip para bastı. Paraların üzerine "DEUS ADIUTA ROMANIS" yani "Tanrım, Romalılara yardım et"
Din