Birine aşık olunca, ömrün boyunca onu aramışsın da sonunda bulmuşsun gibi, geçmişini tekrar kurgularsın. Basit tesadüfler aşkın ilahi gücünün işaretleri olur çıkar.
Önemsizdi, ama çoğu içerleme öyle değil midir? Küçüklüğüne rağmen ifade etmek zorunda hissettiğim bir şey. Hoş, içerlemenin doğası da böyle bir şey, ifade edemediğimiz bir itiraz. Bu duyguyu zehirli hale getiren, şikayetin kendisinden çok sessizlik, tıpkı bedenin dışarı atamadığı zehirler gibi.
Neden bir rüya görürüz? Her şey olup bittikten sonra neden bir de rüya görürüz? Karmaşanın, keşmekeşin, hayatın yorucu zenginliğinin içinde eksik kalan nedir ki, uykunun kuytusunda ille de tamamlanması gerekir?
Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?