"Ölümsüz olmak neye yarar," diyor Kızıl soğuk metal yüzünden buz gibi olan burnunu kapıya sıkıştırken, "sonsuza dek birlikte olamayacaksak?"
"Ölümsüzlük sadece bir noktaya erişmek ve yaş almamaktır... Ve ruhun hiçbir zaman ölmez," diye cevap veriyor soluk soluğa kalan babası. Kızın omzunu sıkıyor. "Fakat beden bazı şeylere karşı zayıftır ve bir kabuktan başka bir şey değildir."
"İnsanlar ölünce," diyordu, "nefes almayı bırakırlar. Yemek yemek zorunda kalmaz, konuşmaz, düşünmez ve bizim onları özlediğimiz gibi bizi özlemezler. Hiç ama hiçbir zaman uyanmazlar." Sanki aptalmışız da anlamıyormuşuz gibi örnekler vermeye devam ediyordu. Sanki altımız orada oturup Grace'in nasıl can verdiğini izlememişiz gibi. Ölü kediler miyavlayamaz, ölü köpekler oynayamazlar. Ölü çiçekler -Bayan Finch o anda masadaki solmuş çiçekleri işaret etmişti- büyümez ya da çiçek açmazlar. Örnek vermeye saatlerce devam etmişti. Saatler boyunca bize "Anlıyor musunuz?" deyip durmuştu. Fakat söyledikleri arasında o zihnimi meşgul eden tek sorunun cevabı yoktu.
"Nasıl bir his?"
Babam sert bir bakış attı. "Ne nasıl bir his?"
Bakışlarımı tabağıma indirdim. "Ölmek. İnsan bunu hissediyor mu? Herkes için aynı olmadığını, kalbinin ve nefes alıp verişlerinin duracağını da biliyorum ama bu nasıl bir his?"