📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tacımı takmıştım ve bir masanın başında oturuyor, ziyafete ev sahipliği yapıyordum. Elimde bir tokmakla ana yemeği öldürecek vuruşu yapmaya hazırlanıyordum. Yonca şarabının, ay ışığı kurabiyelerinin, fırında pişmiş meyvelerin kokusu, parıldayan tabaklar ve kristal bardaklardan bana doğru süzülüyordu.
Bazıları giysili, diğerleri çıplak ve çoğu, insandan çok hayvani görünen karmakarışık bir yaratıklar topluluğu masanın etrafında toplanmıştı. Bunlar benim halkımdı; kalbim, onların tuhaflıklarına, deliliklerine ve sadakatlerine duyduğum sevgiyle dolup taşıyordu.
Konuştuk, şakalaştık ve ana yemekle pazarlık yaptık. Mermer koridorlarda, kulağıma çok güzel gelen çılgınca kahkahalar yankılanıyordu.
Ziyafet salonunun girişinde bir hareketlilik oldu. Benim gözlerime sahip bir çocuk, kanatları, mavi saçları ve masum kıkırdamasıyla yuvarlanarak içeri girdi. Yakut tacını takmış Morpheus, çocuğun elinden tutuyordu.
Kızıl Kral. Benim kralım.
Sessizliğim onu teşvik etmiş gibi büyüsünü geri çekti ve kelebekler birleşip yeniden şapkaya dönüştü. Şapkayı taktı ve bakışları benimkileri buldu. Mücevherleri tutku ve meydan okuma arasında parıldıyordu, hem bir şeyleri anımsatan hem de göz korkutucu bir birleşimdi bu. "Baştan uyarayım, o zamanı gayet iyi kullanmayı planlıyorum. Nazik olacağım ama bir beyefendi olmayacağım. Dünyamın merkezi olacaksın. Sana Harikalar Diyarı'nın harikalarını göstereceğim ve sen, kalbinin sahip olmak için yanıp tutuştuğu o güzellik ve kaosla sarhoş olduğunda seni kanatlarımın altına alacağım. Sana insan dünyasının varlığını bile unutturacağım. Bir daha Harikalar Diyarı'ndan ya da benden ayrılmak istemeyeceksin."
Tuğba Atıcı Coşar 'in hikayesinde görüp merak ettiğim ve dün akşam okumaya fırsat bulduğum Harikalar Diyarı serisinin ilk kitabı olan Kraliçe hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Alyssa isimli baş karakterimizin altı yıldır herkesten sakladığı bir sırrı var. Bitkilerle ve böceklerle konuşabilmek. Annesi de tıpkı onun gibi biri ve bu onun delirmesine sebep olmuş bu yüzden akıl hastanesine yatırılmış. Alyssa da annesiyle aynı kaderi yaşamamak için bunları görmezden gelmeye çalışmış, başaramayınca da onları öldürüp "sanat" adı altında çerçevelere yapıştırmış. Fakat bu işe yaramayınca kendini, annesini ve gelecekte doğacak olan çoçuklarını bu lanetten kurtarabilmek için Harikalar Diyarı' na gitmesi gerektiğini fark eder. Dilek anahtarı sayesinde İngiltere'ye gitmek için aynadan geçerken yanlışlıkla yıllardır platonik olduğu yakın arkadaşı Jeb 'i de kendisiyle beraber götürür ve birlikte tavşan deliğinden Harikalar Diyarı' na düşerler. Ve maceraları böylelikle başlar.
Öncelikle Alyssa hem iyiyi hem kötüyü içinde taşıyan bir karakter. Yani normal bir insan gibi. Jeb, sırf onunla beraber diye Alyssa' nın yerine kararlar alabileceğini düşünen biriydi bu yüzden onu pek sevemedim. Bence kimsenin bir başkası hakkında karar vermeye -her ne kadar iyiliğini düşünerek yapmış olsa da- hakkı yok.
Morpheus o kadar çok övülmüştü ki böyle bir karakter beklemiyordum açıkçası. Bu kadar yalancı bir karakteri ilk defa gördüm. Söylediği on lafın on ikisi yalandı. Ki ben yalan söylemekten de yalan söyleyen insanlardan da hoşlanmam. Bu yüzden Morpheus'u da Jeb gibi pek sevemedim. Ama Alyssa'yı çok sevdim.
Alyssa annesini akıl hastanesinden kurtardı. Harikalar Diyarı'na dönmeyi ise düşünmüyor. Ama dönmek zorunda. Sonuçta bu kadar kitap boşuna yazılmadı değil mi?
Benim için 9/10 bir