Ancak söz konusu olan toplumsal altüst oluşsa kitleler seçim sandığına sığınma eğilimine girer. Ve genellikle iktidara tepki anlamında bir "hedef birliği"nden söz edilse bile kitlelerin sokağa indiği anlarda o ana dek topluma yerleşik bütün ideolojik ve siyasi eğilimlerin birbiri ile etkileşim içine girdiği, birbiriyle mücadele ettiği, birbirinin rengini aldığı bir karmaşa yaşanır.
NATO ve ABD aklının ürünü olarak orduların şirketleşmesi, üst düzey subayların özellikle silah tekellerinin yüksek kârlarından pay almaya başlaması, çeşitli biçim ve ölçeklerde profesyonel orduya geçiş, kışlaların kent merkezlerinden ve işçi sınıfının bulunduğu yerleşimlerden uzaklaştırılarak askerin toplumdan soyutlanması hep aynı amaca hizmet etti. Bütün bu önlemlerin sömürücü-asalak bir sınıfı kurtarmaya yetip yetmeyeceğini ise zaman gösterecek.
"Sosyalizme barışçıl bir biçimde geçişin mümkün olduğu"na kanıt olarak gösteriliyordu Şili'de yaşananlar. Sanki, emekçilerin iktidara gelmesini, bırakın iktidara gelmesini, hakkını aramasını, siyaset yapmasını, örgütlenmesini kan dökerek engellemeye çalışan burjuvazi değilmiş gibi, sanki bütün bunlar bir tercih konusuymuş gibi...