1000Kitap Logosu
Gülce ERİŞMİŞ
Gülce ERİŞMİŞ
Gülce ERİŞMİŞ
TAKİP ET
Gülce ERİŞMİŞ
@susen_gulce
"Amor est vitae essentia."-Robert B. Mackay "Peşinden gidecek cesaretin varsa bütün hayaller gerçek olabilir." -Che Guevara "Cesaret edemeyen ümit de beslemesin." -Schiller
Eczacı
241 okur puanı
30 Kas 2015 tarihinde katıldı.
254
Kitap
55
İnceleme
549
Alıntı
40
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Gülce ERİŞMİŞ
İkili Sarmal'ı inceledi.
210 syf.
·
20 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Tutkudan Gerçeğe, Sosyal Yaşamdan Bilime...
Muhteşem bir kitaptı. DNA'nın çözümünün öyküsünün bu kadar sürükleyici bir şekilde anlatılmasını beklemiyordum, özellikle kitabın sonlarında elimden bırakamadım. O kadar heyecanlandım ki bugün onların sayesinde bildiğim cevabı yine onlara bağırasım geldi. Kitabı elime aldığımdaki beklentimden çok daha farklı ve çok daha güzel bir içerikle karşılaştım. Kendi mesleki alanıma dahil olduğu için midir bilmiyorum ama yalın ve sade anlatımıyla herkesin anlayabileceği bir şekilde yazıldığını düşünüyorum. Bilimin yanı sıra dönemsel öğelerin ve kültürlerin de dahil edilmesi ayrı bir değer katmış. Her ne kadar kitabın başlarında bilim adamlarını tanıtırken onların yaptıkları çalışmalardan ve başarılarından bahsedip bir bilim kadını olan Rosalind Franklin'i tanıtırken onun vahşi tavırları, giyimi ve dış görünüşünden bahsetmesi, bilimsel geçmişine yer vermeden konuşmacı olarak katıldığı konferansta kendi çalışmalarını anlatırken bile giyim tarzına göre değerlendirilmesi ve sadece kadın olduğu için laboratuvarda kabul görmemesi sinirimi bozmuştu. Franklin’in tavırlarında erkek egemen olarak kabul edilen bir meslekte tutunmaya çalışan bir kadının kendini korumaya alışını ve üzerinde oluşturulan baskıya sert bir tutumla karşılık verişini görüyoruz aslında. Bu sert tutum kimi zaman bazı deneysel verileri nesnel bir biçimde yorumlamasına engel olsa da psikolojik açıdan düşündüğümüzde onu nasıl suçlayabiliriz ki? Kaldı ki Rosalind Franklin'in çalışmaları olmasaydı DNA'nın o tarihte o şekilde keşfedilemeyeceği ve bilimsel açıdan günümüzde çok daha geri bir konumda olacağımız bir gerçek. Kitap ve tarih boyunca Franklin ve bütün kadınlara yapılan haksızlıklar her ne kadar canımı sıksa da kitabın sonunda DNA'nın keşfinde geçen emeklerinden ve sonrasında bilime katkılarından bahsedilip hakkının teslim edilmesi güzel ve kitabın geçtiği dönem düşünüldüğünde önemli bir ayrıntıydı. Günümüzde artık Rosalind Franklin’in adı da ikili sarmal ile birlikte geçmekte. Keşke zamanında hala hayattayken bu şekilde onure edilseymiş. DNA çözülene dek gerek bilimsel gerek bürokratik ve sosyal birçok sorunla karşılaşılmış. Waton ve Crick defalarca bu alandan uzaklaştırılmaya çalışılmış ama ikisi de her fırsatta tutkularının peşinden gitmeyi seçmişler. Gerçek bir hikayeden hareketle hayatta karşımıza ne çıkarsa çıksın, insanın kendi hayalleri ve hedeflerinin peşinden koşmasının önemi gösterilmiş aslında. Önsözde Watson, bu kitabı yazmasının tek amacının olayları olduğu gibi aktarmak olduğunu söylese de olayların gidişatı ve varılan nokta göz önüne alındığında bu çıkarımı yapmak pekala mümkün. Kesinlikle ve kesinlike okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap.
İkili Sarmal
8.4/10
· 132 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
Artık önceki didişmelerimizin tüm izleri silinmişti, ikimiz de Rosy'nin kişisel dürüstlüğünü ve soyluluğunu kabul ediyor ve akıllı bir kadının, kadınları ciddi düşünce işlerinin dışında bir eğlence aracı olarak gören bir bilim dünyasına kabul edilebilmek için verdiği mücadeleleri yıllar sonra da olsa kavrıyorduk.
2
Gülce ERİŞMİŞ
tekrar paylaştı.
MeryemSahra
bir alıntı ekledi.
Bir ağaçtan doğ­muştu Adonis. Annesi ağaca dö­nüşmüş Smyrna’ydı. Sonraları ömrü­nün üçte birini yeraltında geri ka­lan kısmını yeryüzünde geçirmesi gerekti. Adonis yeryüzündeyken hep Aphrodite’nin yanındaydı. Adonis ve Aphrodite arasında kıs­kanılacak bir bağ vardı. Ancak bir gün Adonis av sırasında bir yaban domuzunun saldırısına uğrayıp acı bir feryatla can verdi. Bu Aphrodite’nin aşığı Ares’in işiydi. Adonis’i tanrıçadan öylesine kıskanı­yordu ki onu ortadan kaldırmak için yaban domuzunu karşısına çı­kardı. Aphrodite biricik arkadaşı­nın feryadını duyunca ormanın içi­ne doğru onu bulabilmek için koşmaya başladı. Koşarken aya­ğına bir diken batınca damlayan kanları o güne kadar beyaz olan gülleri kırmızıya boyadı. Kırmızı gül böylece Tanrıça Aphrodite’nin çiçeği oldu..
1
18