Bugünkü kitabımız bayağı bir farklı, yani yenilik arayanlara, hem macera hem de tarihi bir şeyler okumak isteyenlere muazzam bir kurtarıcı olur. Hikaye 1800'lü yıllarda geçiyor ve İnez isimli ana karakterimizin ailesinin gizemli ölümünü araştırmak üzere Mısır'a gitmesi ile başlıyor. Ha bu arada kızın ailesi arkeolog ya da en azından onlara sponsor oluyorlar diyelim, olaylar da bu sebeple çoğunlukla Mısır'ın geçmişinden gelen o terihi eserlere, tapınaklara ve mezarlara yönelik şekilde. Çok İndiana Jonesvari değil mi? Bir de mevzuya eser kaçakçıları da eklenince aksiyon iyice tavan yapıyor. Bitti mi peki? Hayır, henüz söylemeyi unuttuğum bir ayrıntı daha var ki o da kitabın fantastik yönüne işaret ediyor: kadim sihir. Evet, yanlış duymadınız bu hikayeye böyle büyülü ve mistik bir unsur daha ekli. Bayağı ilgi çekici bir kombinasyon ama yazar bununla da yetinmiyor ve romanına romantizm de ekliyor, pastanın üstündeki vişne misali yani. Uzun lafın kısası bayağı dolu dolu bir kitapla karşı karşıyayız.
Öncelikle eski Mısır, Kleopatra, 1800'lerin Mısır yerleşkeleri, arkeolog çalışmaları, mezarlar, tarihi eserler osuydu busuydu derken hikaye beni zaten büyüledi. Çünkü bu konulara ilgiliyimdir. Gerçi çocukken izlediği mumya filmleri yüzünden senelerce onlardan deli gibi korkan ben nasıl oluyor da sonrasında tüm bunlara ilgi duymaya başlıyor inanın hiçbir fikrim yok. Babamın zamanında bana CD olarak izlettirdiği o filmler yüzünden senelerce geceleri uyuyamadım, annemi de uyutmuyordum kendimle hey gidi günler.
Neyse eminim geçmişim sizi ilgilendirmiyordur hızlıca konuya geri dönelim o halde. İşin tarihi yönü zaten büyüleyici iken üstüne İnez'in kadim sihir vasıtasıyla bizzat Kleopatra'nın anılarını görmesi de her şeyi on kat daha ilgi çekici yaptı. Ortada ailesine ne olduğuna