“Sadece ve sadece senin üstünden geçeceğin yaşam köprüsünü, kimse senin için inşa edemez.”
Friedrich Nietzsche (15 Ekim, 1844 – 25 Ağustos, 1900) insanın kendisini bulmasıyla ilgili yazdığı yazısında böyle der. Fakat bu köprüyü inşa etmek, özel bir arzu, kişinin kendi kurtuluşuna erebilmesini sağlayacak bir güç gerektirir. Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca (1879) adlı 1879 başyapıtında, bu arzu ve gücü keşfetmeye çalışır. Nietzsche, özgür ruh düşüncesine adadığı bu eserini “cesaret kırıcı-cesaretlendirici bir çalışma” olarak tanımlar.
Bir yüzyıl kadar önce, modern psikologlar insan doğası hakkındaki inanışların insan doğasını nasıl şekillendirdiğini çözmeyi başardılar. Nietzsche şöyle yazar:
Bu “özgür ruhlar”, gerçekte yoktur ve hiç var olmamışlardır. Fakat ben, daha önce de belirttiğim üzere, bazı iyi şeylerin benim kötü özelliklerimle karışması için (hastalık, yalnızlık, yabancılık, yetersizlik, kaygısızlık) bu ruhlara ihtiyaç duydum. Bir insan konuşmaya ve gülmeye heves ediyorsa, bu ruhlarla konuşup gülüşebilir. Bu ruhlar sıkmaya başladığında ise onları iblise havale edebilir. Ve onların yavaş yavaş yaklaştığını görmeye başladım. Kat ettikleri yolları ve gelişmelerinde etkisi olan şeyleri önceden tasvir ettiğimde, acaba gelmelerini kolaylaştırmak için biraz bir şeyler yapmış mı oluyorum?
Nietzsche, bu ruhların nasıl doğduğunu şöyle açıklıyor:
“Özgür ruh” un olgunluğuna ve bütünlüğüne erişebilen bir ruhun son ve kesinkes durumuna ulaşması, bir kurtuluş, zincirleri koparma şeklinde gerçekleşir. Ve bu durumun öncesinde, olduğu yere sımsıkı bir şekilde ve sonsuza dek zincirlenmiş gibi görünür. Büyük kurtuluş, bu gibi mahkûmlara bir deprem gibi aniden gelir; genç ruh aniden bir sallantı geçirir, parçalanır ve dağılır. Gerçekleşen olayı anlamlandıramaz. Bilinçsizce