Hz. Ömer bin Hattâb Hazretlerinden şöyle rivayet edilmiştir: "Ben uyandığım zaman nasıl sabahlamışım aldırmam. Uyku yolumdan döndüğümde ben, hoşluk mu karşılamış beni nâhoşluk mu? Aldırmam. Çünkü bilemem ki ben, hangisinin göğsünde saklanmada hayır. Bilemem."
Hz. Ömer'in ağzından dökülmüştür bu sözler. Çünkü ne güzel rıza göstermiştir o, Allah'ın tedbirine karşı. Güvenirdi o, Rabbimizin ihtiyarına ve rızasına.
Nitekim Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğunuz hâlde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz."
Senin haricinde vâki olan hususlarda ne talep edici ol ne de kederlen. Senin elinde olmayan şey, ya senindir ya da başkasının. Eğer senin olacak ise o, döner gelir bulur seni; sen de sürüklenirsin o nasibe doğru. Çok geçmeden kavuşma hâsıl olur. Eğer senin değil ise uzaklaştırılırsın ondan da senden kaçar gider. Kavuşmak bir hayale inkılap eder sizin için.
Lezzet ve şehvetinden çıkan kerih kokuyu duyar duymaz tıkayıver burnunu. Kurtar kendini ondan ve onun âfatından. Sana taksim olunan elbet ki ulaşacak sana. Bir de bakmışsın ki sen bambaşka bir sen olmuşsun. Allahu zü'l-Celâl buyurdu Nebiler Nebisi Peygamberimiz Efendimize;
“Onlardan bazı zümrelere, sırf kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süslerine gözünü dikme! Rabbinin sana verdiği nimet, hem daha hayırlı ve değerli hem de daha devamlıdır. ”
‘‘Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için kuvvet, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ve bu ikisini birbirinden ayırmak için akıl ver.’’
"Tanrı buyurduğu için milletimi gözünün görmediği, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına götürdüm. Altunun sarısını, gümüşün akını, ipeğin safını, atın aygırını, kakımın karasını, sincabın gökünü Türklerime kazandırdım”.
Milletine o derece güveniyor ve ebediliğine inanıyordu ki; "Ey Türk! üstte gök yıkılmaz, altta delinmezse senin devletini, töreni kim bozabilir?" demektedir.