Oscar Wilde şiir, deneme, kitap eleştirisi, öyküler, masallar yazdı ve bütün sanatların beyhude olduğunu düşünüyordu. Dönemin en popüler entelektüelleri arasındaydı. 1890 yılında yayımlanan tek romanı Dorian Gray’in Portresi’nde on dokuzuncu yüzyıl Victoria dönemi İngiltere’sinin ahlak anlayışını sorguladı. Kitapta "ahlaksızlığı yücelttiği" için büyük tepki alan yazar, sanatın, özünde ahlak dışı olduğunu savundu. “Günümüz ahlakı, insanın, yaşadığı çağın ölçütlerini kabul etmesi demek. Ben iyi yetişmiş bir insanın yaşadığı çağın ölçütlerini benimsemesini, en çirkin türden bir ahlaksızlık sayıyorum.” Kitapta bu ve benzeri cümleler, eleştirmenler, tutucu çevreler ve sosyete tarafından yazarın adeta linç edilmesine neden oldu. Ayrıca eşcinsel öğelere yer vermesi başına büyük dertler açtı, hapsedildi, çıktıktan sonra ülkeyi terk etti ve sefil, beş parasız bir halde Paris’te öldü. Kitap birçok dile çevrildi, farklı zamanlarda her dilde sansüre uğradı. Tıpkı yaşlanmayan kahramanının öyküsü gibi kitap da yaşlanmadan günümüze kadar geldi. Okur olarak bize, geçmiş üzerinden günümüzü, geleceği anlatıyor ve karanlık yanlarımıza göndermede bulunuyor.
Kitapta sanat, eğlence, moda, aşk, para, ilişkiler ve hayata dair çok şey var. Karakterlerin birçok konu üzerine konuşmalarında, yer yer günümüzü de aşan sıra dışı düşünceler yer almakta. Dorian Gray’in günümüzde hâlâ genç kalmasının altında yatan neden kapalı, toplum tarafından baskılanan arzularımızın sözcülüğünü yapmasıdır. Kitabın ana karakteri Dorian Gray sadece kadınların değil, erkeklerin de ilgisini üzerine çekecek kadar yakışıklı ve etkileyici bir delikanlıdır. Herkes gibi o da yaşlanmaktan ve ölmekten korkar, portresinin kendi yerine yaşlanmasını ister ve karşılığında ruhunu şeytana satar. Lord Henry’le dostlukları, içinde